aşk adaletsizliktir. en derin aşkını sadece bir kişide yaşarsın 'o' seni öldürür ve gider... düşünürsün yine bu kadar sevebilir miyim diye ve daha az sevdiğine razı olursun...
fedakarlıktır, vazgeçmektir, bir şeyden değil herşeyden
heyecanlanmaktır, onu üzmekten korkmaktır, değil sadece gördüğünde, onu düşündüğün her anlarda.
Sadece birbirinizin kasıklarındaki mükemmel ağrının sebebiyken tenleriniz,
Dilinizdekileri boşaltmakla, dilinize boşalması arasında sıkıştınız hepiniz.
Adına AŞK dediniz.
toy bir bedenin kirlenme anı gibi aşk... tanışır işte insanla, hayatla. ne zaman aklıma gelse küfür ettirir herşeye.. çünkü günahkar etti beni, ayrıca papazlarım çoğaldı şu sıralar... bu bende orta okuldan kalma bir alışkanlık oldu artık...
eski sevgilini o kadar çok sevip sanki onunla hiç ayrılmamışsın gibi yaşamak ya da onun sana geri döneceğinden emin bir şekilde herşeyi zamana bırakmak. bazen yaşarken kendinle bile çelişmek.
tıp literatüründe bir zamanlar hastalık olarak geçen, beyinde bir takım kimyasal tepkimeler sonucunda ortaya çıkan hissedip hissedilebilecek en gerçek, en saf duygu.
Sertab'ın da şarkısı var;
ask kaç büyümden
ask dön ölümden
ask bir sebepten
gel gir dünyama
ask dön ölümden
bir sebepten
gir dünyama
gir dünyama
ask dön ölümden
geç tenimden
gel gir dünyama
gel artık sözüm sabrım kalmadı
beni duysana duysana duysana
senelerdir anlayamadığım duygudur. her yerde, herkeste ayrı bir tanımı var bu aşkın. kimisi hoşlanmanın, kimisi beğenmenin, kimisi değer vermenin, kimileri alışkanlığın, kimileri de takıntının tanımıyla karıştırmış.
* telefon açarken her çalma sesinde kalbinin yerinden çıkmasıdır.
* kokusunu beyne kazımaktır.
*yüzünde ki bütün çizgileri beyne kazımaktır.
*sevgilinin burnunda ki sümüğü iğrenmeden peçeteyle silmektir.
*beraber kahvaltı yapabilmek için sabah 6 dan 11 e kadar aç beklemektir.
*bulmaca çözerken yanlış yazsa bile üzülmesin diye ses çıkarmamaktır.
*her buluşma sonrasın da kızarmış bir yüzle eve dönmektir.
*eve dönülen gece ne yapıldı ne konuşuldu hatırlamamaktır.