aşk sevdiğinin seni sevmemesidir. Sevse bile ona ulaşamamaktır. imkansızlıktır işte... Haberin olmadan seni senden alandır. Hiçbir zaman kavuşamayacağını bildiğin halde onu aklından çıkaramamaktır. Onun bir eşyasında kokusunu duymaktır. Bugün canını istese seve seve vermektir. Hemde hiç karşılık beklemeden...
kanımca en büyük sorunsallardan biridir. hatta çözümlenemeyecek kadar zor bir sorunsaldır.
sanırım aşkın ne olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağımdan merakımı hep cezbetmiştir. yıllar yıllar önce aşkı yaşadığımı zannettiğim bir ilişkim vardı ama bitti. üstelik şuan en ufak birşey bile hissetmiyorum. aşk bu muydu? değildi. daha sonra ilk görüşte aşk diye nitelendirdiğim ama aslında bir beğenme ya da hoşlantıdan ibaret olan insanlar geçti hayatımdan. onlar da aşk değildi.
sonra aşkın nasıl hissettireceği üstünde uzun uzun düşünmeye başladım ve öyle hissedersem aşkı yaşadığıma emin olacağıma karar verdim. sevgilileri olan arkadaşlarıma sordum ve, onu gördüğünde heycanlanmak, kalbinin hızlıca atması, mutluluktan uçmak, onun yanında hiçbir şey düşünmemek gibi cevaplar aldım. belki de buydu aşk. fakat tek sorun, benim hepsini bir arada yaşayamıyor olmamdı ya da yaşadığım hislerin ertesi güne geçiyor olması. hep yanlış insana denk gelmemdi belkide sorun. ya da tam işte bu dediğim anda çıkan engellerdi.
aşk neydi? bu sorunun cevabını düşündükçe konuştuğum insana kendimi aşık olmaya zorladım. zorladıkça olamadım. olamadıkça yine sorunun cevabını aramaya yöneldim. belkide aşk, önüne çıkan her yanlış insanın seni hayal kırıklığına uğratması sonucu akşam yatağa yattığında kalbinin acıdığını hissetmektir. ya da gözünden dökülen yaşın yastığını ıslatmasıdır. belki de pencereyi açıp yıldızlara baktığında aklına onun gelmesidir ve onun asla yanında olmayacak olmasıdır. evet bence budur.
sen sadece biri. yastığına baş koyduğun için de biri. seninle konuşabilen, seninle karşılıklı bir çay içip gülüşebilen, sana dokunabilen, sana rahatça yaklaşabilen herkes için biri.
sen biri, bütün insanlardan biri.
ya benim için benim için?
başımı kaldırıp aydınlık yüzüne tek saniyelik bir bakış atabilsem, hayat bana bayram. önümden geçip gitsen, adımlarının ritmini duysam bile sadece, dünya daha güzel bir yer. bir yerlerden sesin gelse, bir de gülsen üstüne beyaz bir gülsen, öldürsünler beni ne gam.
bana merhaba dediğin zaman dünya dönmesin dursun. bana doğru yürüdüğün zaman her şey, herkes affedildi. adımı duyduğum zaman dudaklarından... cennet böyle bir yer demek.
sen herkes için herkes gibi biri. ya benim için benim için?
peşinde koşmaktan şeref duyduğum güzel düş, uğruna akıttığım her damla gözyaşı nişanem, yakınlarda bir yerde olduğunu bilmek bile kalbime dert. yerinden çıksa daha iyi böyle çarpmak mı olur? bazen aşık haller takınıyorsun sevdalı bakıyorsun derin derin. bazen biraz daha cesaret, sarılıp öpeceksin zannediyorum. sarılıp öpeceğim zannediyorum bazen utanması da kalmamış bunun eyvah. hayalimde ne vuslatlar tasarlıyorum bilme şaşarsın. her sabah biraz daha aşık uyanıyorum. her sabah biraz daha tutkun. biraz daha vurgun biraz daha toy.
ben günahın olmaya da günahın almaya da varım ki.
aşığım aşığınım.
sen onlar için biri, bütün insanlardan biri. ya benim için benim için?
Bütün sevinçlerini, ani mutluluklarını onunla paylaşmak istemektir. Ve üzgün olduğunda yalnızca onun sesini duymak.
Öyle bir sestir ki o, ne yorgunluk bırakır ne hüzün.
Sinirlenirsin bazen, çok kızarsın bir şeylere. Sonra yüzüne bakar, gözlerine.. ve öyle bir gülümser ki, kızacağını değil, neye kızdığını bile unutursun. Aptal gibi hissedersin kendini bazen, çok gülersin bu duruma ama çok da mutlusun.
Konuşurken incitmekten korkarsın onu, bin kere ölçüp tartarsın zihninde söyleyeceklerini çoğu zaman.
Rüzgar üşütmesin, yağmur ıslatmasın istersin; yağmurun altında saatlerce beklersin. Beklemeyi de seversin, çünkü geleceğini bilirsin.
Sevgilin olmaz o sadece senin. En yakın arkadaşındır bazen, bazen dert ortağın. Bazen ise bir sırdaşın; tüm özel şeylerini paylaştığın.
Paranoya yaparsın bazen, kıskanırsın. Kendi kendini yersin. Öyle bir kıskanmak ki; her sabah kullandığı otobüs hattının şoförüne kadar.
Telefonun başında beklersin, saatlerce. Mesaj ondan değilse, cevap bile vermezsin. Kimse anlam veremez senin bu hallerine.
Tüm şarkılar anlamlı gelmeye başlar birden. Belki bir müziğin tınısında, bazen bir şarkı nakaratında, bir kelimede bulursun onu, hoşuna gider. Dinlemek istersin sonra hep, onun sesinden hem de.
Kafanı yastığa koyduğunda, hayal edersin, her halini. Nasıl bir baba olacağını bile, düşünürsün. Tüm güzel şeyleri ona benzetirsin. Bir mağazada gezerken gördüğün gömleklerin ona ne kadar da yakışacağını hayal edersin. Yemek yaparsın, acaba o da beğenir miydi, diye düşünürsün.
Güvenirsin.
Niye? Nasıl? Bilmeden. Sorup düşünmeden. Sonuna kadar.
Banyodan gelen su sesinin ona ait olmasını istersin. Az sonra ıslak saçları, mis kokusuyla oradan çıkmasını beklemeyi.. hem de belki tüm neşesiyle birlikte, şarkılar söyleyerek.
Sarılır. Zamanı durdurur.. birleşir dudaklar, sabırsız.
Ben böyle güzel bir şey görmedim.
Aşk, tamamlamak ve tamamlanmaktır.. insanı değerli kılandır. Dünyayı yaşanır yapandır. ve hatta bazen Tanrıya bile inandıran bir şey.
acımasıdır yüreğinin.
acısa da olmaktır bu hayatta aşk,
bazen ise acımasına rağmen gitmektir.
aslında hiç istemesen de,
bazen gitmesini bilmektir aşk.
yanlışlarını, hatalarını alıp gitmek.
aşkta kazanmaktır aslında istenilen,
ama hayatta olduğu gibi kaybetmekte vardır
istenmemekte.
sonunda can acıtsa da yine de onsuz yapılamayan duygu.
"üstada sormuşlar: kırılan kalp yine sever mi? diye.
üstad da "evet" demiş.
adam "peki" demiş, "üstadım siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?"
üstad da cevap vermiş: peki sen hiç bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtin mi?"
..Hem fuzuli aşkı anlatırken hep acıdan, elemden, ayrılıktan, yanmaktan, parçalanmaktan bahsediyordu. Aşk ayrılığının bir azap olduğunu söylüyor, sonra da azabın "a-z-b" kökünden türediğini, bununda "lezzet" demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu...
charles bukowski'ye göre gün ağarmadan peydah olan sisin günün ilk ışıklarıyla ortadan kalkmasına benzeyen bir fenomendir. şair burda günün ışıklarını gerçeklik olarak refere etmektedir. sis de malumunuz. buna göre, gerçek sissizdir ve hissizdir.
içinden çıkılmayacak büyük sorunsal . bu aşk biz mutlu olalım diyemi çıktı aşık mı olduğunuzu hissediyosunuz hemen uzaklaşın ordan dertten kederden başka birşey getirmez insana hem zaten sonu hep kötü biter .
kimi ellerde aşk
lunaparkta bir oyundu
ve tahterevallide alçalması gerekiyordu
sevgililerden birinin
bizde ise aşk
ayrı salıncaklarda
el ele sallanmaktı
yağmur altında
rüzgara karşı
*
her gözümü kırptığımda
seni özlemenin doruklarını yaşıyorum
ve her açtığımda gözlerimi
seni yeniden görme sevinciyle
tazeleniyor yüreğim
*
her mahallenin bir delisi vardı
ben şehrin delisiydim
her delinin kırk sözünden biri doğruydu
ben hep o doğru sözü söyledim
seni seviyorum kadar ez ji te hezdikim
*
yoksun işte
desene
en yakın zamanda görüşemeyeceğiz artık
*
kör etrafındakileri görür görü
kör görmeye başlayınca
etrafındakileri kör görür
*
çocuk dünyasında kaldım
ne yapayım
yaşam tanrıların elini kolunu bağladı
büyütemediler yüreğimi
asi bir ülkenin ırmak suyu ile acılandım
ne yapayım
çocuk dünyasında kaldım
büyüdükçe beynim
daha çok çocuklaştı yüreğim
*
hiçbir dur ihtarına uymadık
sevgiyi yaşarken
ve hiçbir kurşun hızımıza yetişemedi
özgürlüğün güneşine koşarken
onun için
özgürlüğüme akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
özgürlüğümden akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
*
esmerliğimle alay ederken insanlar
şimdi sarışınlığımdan şikayeçi
ben ise hoca misali ters binerim eşeğe
korsan filmlere takılır
akordu bozuk gitarlarda müzik dinlerim
*
borçlu değilim sana
çünkü bütün sevişmelerde
eksik kalan sendin
*
kaldıralım tedavülden parayı
kuralım tezgahları pazara
bir çuval un için beş-altı ekmek
iki künefe üzüme bir şişe şarap diyelim
ben de açayım tezgahımı
bedava sevgi
sevgi bedava diye bağırayım
*
gecenin ilerleyen saatlerinde
uyku rehavetiyle
kapanmaya başlayacak gözlerim
daha da ilerleyen saatlerinde
sen süzüleceksin odama
gözlerim açılacak
uyuyamayacağım
*
aşkta
matıklı olmaya çağırıyorsun beni
unutma ihanet de
mantığın bir ürünüdür
hani bir de
zaman ve mekan tanımaksızın
gönlünü okşamamı istedin
ben
yapamadığın istediklerini
ihanet edemedim sana
*
çiğdem diye bir arkadaşa
gözlerin niye bu kadar güzel dedim
teşekkür etti
sonra
yaşam ve sevgi dedi
yalçın kayalarıyla dersim dağlarını
munzur sevdasını anlattı
teşekkür ettim
ve gözlerine yansıyan
yüreğindeki güzelliği görmediğim için
özür diledim
*
sesini duydum ya
artık
kelebeklerin kanat çırpışlarını
karıncaların ayak seslerini
duyabiliyorum
*
aşkı bilmeyenlerle işimiz yok dedin
o yüzden
sevginin derinliği gibi
ayrılığın demi de
sigarayla iyi gidiyor
*
gelmedin ya
tren istasyonları
albilecekleri en kötü haberi aldı
şimdi
infilak durumda
bütün raylar vagonlar
*
arkadaş hediyesi ucuz bir kemer de bulamıyorum
zaten
kemerler de demode
bir karolifer borusunda
şuleli zaman dinlencelerinde
*
deniz hafif dalgalıydı
bir şişe şarap döktüm
hırçınlaştı
dalgalar titanik boyutuna vardı
deniz deniz oldu
oysa ben iki şişe şarap içmiştim
seni düşlemek ise
binlerce fıçıya bedeldi
*
kızıl saçlarında
şafaklar sökerken
yalnızlığını paylaştı ellerim
ıssız tenin
dudakları alev alev
ellerin titriyor
saklaman da yetmiyor
nefes alışllarının sıklığını
üzülme
acemi olman
sevişlerine seviş katıyor
*
gülümsemelerimi
kahkahalarla besledim hep
oysa bu gece
başıboş bir uçurum kadar
başıboş bir serseriyim
ve yine bu gece
çisil çisil klasik ıslaklığımla
ağlamaya tutkuluyum
ve
gözyaşlarımın tek tanığıyım
gülmelerimi
çocuk tebessümleri büyüttü
oysa bu gece
ölüm bile çocuktur yüreğimde
ve gecenin serseri sarhoşluğunda
yeniden yeniden
doğan bir bebeğimdin sen
*
eksik mi kalacaktık
uykusuzluğumuzdan artan rüyalardan
zamansız doğan güneşten
aralanmış şaraptan
eksik mi kalacaktık
soluksuz kalan sevişmelerden
sen eksik mi kalacaktın benden
ben eksik mi kalcaktım senden...
'sadun ertaş' effulia-ra adlı kitabından anlıklar adlı şiiri
"iki tren rayı gibiyiz" diyor ya şair, buna rağmen hala umutlu olmaktır. umut beynine çok uzakken, kalbinde beslemektir. korkudan son anı bekleyip bu kez kaybetmektir. çok zor olduğunu bilmene rağmen onu tekrar göreceğine inanmaktır. tek ilacının zaman olduğu hastalıktır, geçecektir.
"Zeliha o hâle gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar her şeyin adı Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. 'Mum ateşte yumuşadı.' dese, 'Sevgili bize alıştı, yüz verdi.' demiş olurdu. 'Bakın ay doğdu.' dese, 'Söğüt yeşerdi.' dese, 'Başım ağrıyor.' dese, 'Başımın ağrısı geçti.' dese hep aynı mânâları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de."