kurtulmak istesen de peşini bırakmayan, ne kadar nefret etmeye çalışsan da yılmayan duygudur aşk. eğer seni yakaladıysa sürekli karşına çıkar sen istemesende.
yol ortasında "patates ketçap" diyebilme özgürlüğü.
kişinin kendisini olduğundan farklı hissedebilmesi.
hatta bazı zamanlarda "o" olabilmesi.
beyazıt'ın her yerini dolaşa dolaşa bir hal olma, inatla yorulmadan gezme tozmaya devam edebilme gayreti.
denize karşı el ele oturup, başını ona yaslayabilme lüksü.
nargileden boğulurken sesini çıkartmayıp, mentollü şeylerden nefret etmeye rağmen, naneli nargileden keyif alabilme yeteneği.
gözlerine bakınca, gözbebeklerini seyretmek yerine kendini başka bir gezegende bulma ihtimali.
güneş sistemindeki en parlak yıldızın güneş değil onun gülümsemesi olduğunu anlama şansı.
nefes alınan her anda, acaba o da beni düşünüyor mudur diye sorup, gururla, tabi ki düşünüyor, biz birbirimizi seviyoruz diyerek gülümseyebilmek.
olduğundan çok daha fazlası olmak. daha mutlu, daha heyecanlı, daha kararlı, daha çok "daha" olmak.
aşk, o olmak. sadecee o ve onun olmak. elini tuttuğunda gülümsemek, içinde kahkaha atan çocuğu saklayarak.
bir akşam, ansızın arayıp, sadece seni seviyorum diyip telefonu kapatmak.
bir teyzenin yaklaşıp iyi dileklerini iletirken, tarçın rengi bir golden'ı yere yatırıp deli gibi sevmek birlikte.
sabahın köründe kalkıp ona kek yapmak.
onun erkek kardeşini, olmayan kardeşin yerine koymak, hiç tanınmamış bir erkek çocuğuna sempati beslemek.
hayatları bütünleştirmek.
aşk, aşkın ta kendisi olmak.
aşk herkes için aynı hemde çok farklı duyguları yaşamaktır bence. herkesin yaşadığı illaki 1 ortak hikaye vardır. ama birden çok farklı his, duygu, kelebekler efendime söyleyeyim kramplar, ağlamaktan gözleri şişmeler, kapıları kırmalar, duvarları yumruklamalar. ama ben size şimdi güzel bir aşk şarkısı ve bunu dile getiren 2 aşıktan bahsetmek istiyorum. çok etkili vallahi.
'telefon aygıtı, aramayan sevgilinin şeytanı ellerine düşmüşse bir tür işkence aletine dönüşür. öykü, arayacak olanın denetimine girer, ancak arandığında yanıt verebilen edilgen bir izleyiciye dönüşüverir insan. telefon işte böyle edilgen role itti beni; telefon araşmalarına atfedilen geleneksel cinsellik açısından baktığımızda sevgilinin eril arayanının dişil bekleyeni konumuna düştüm. bu durum, telefonu her an yanıtlamaya hazır olmaya zorladı beni, özgürlüğüm kısıtlandı. aletin içinde saklanan o kötülüğü ne kalıpsal plastik yüzeyi, ne parmakucu kadar küçük çevir düğmeleri ne de renkli tasarımı ele veriyordu, bunların hiçbirinde telefonun -ve benim de- ne zaman canlanacağına dair bir ipucu okunmuyordu.'
"küçükken yapılır hatalar, büyükler hata yapmaz" yargısını yıkan, sanal algılar oluşturup insanların zayıflıklarına mazeret olan, en boş hataların sebebi.
karşıdaki insana belli edildiğinde güçsüz duruma düşülen, yenilgiye uğratan duygu biçimi.
belli edilmediğinde istenene ulaşamama korkusuyla bitap düşen düşüncelere ev sahipliği yapan illet.
''yalan yok'' diye başlar, ''seni üzmek istemiyorum'' diye biter.
seven insan sakınmaz mı sevdiğini ? bu ne yaman çelişki.