bazen saçmalık diyorum.
karşılıklı olunca da güzel herşey. fakat biryerden sonra herşey bitiyor. büyük bir aşkla evleniyorsun, 15 yılını birlikte geçiyorsun çoluk çocuğa karışıyorsun, gün geliyor biri giriyor hayatına herşeyi mahvediyor..
benim aşka inancım kalmadı daha bu yaşta. eğer yaşadıklarım bu kadar ağır olmasa belki de bir şans verebilirdim kendime. ama hiç kimseye inanmıyorum deli gibi sevene bile. hep o şerefsiz, vicdansız insanların yüzünden..
aşk bazen yemyeşil bakan bir çift gözde, bazen ise bir çift gamzede saklanmıştır. Fakat aşk sabırdır. aşk emek ister. aşk fedakarlık ister. aşk sevmediğini bile bile beklemektir. aşk bir umuda bağlanmaktır. aşk kendinden önce O demektir.
uzun vadeli, yüksek faizli kredi veren bir bankadır aşk, sana uğrayınca zengin oldum sanar güler, oynarsın fakat günü gelince güldüklerinin faizini gözyaşlarıyla ödersin.
daha kreşten mezun olmuş kendi tabiriyle. her neyse ikimizde düğünden sıkıldık aldım bunu bahçeye çıktık. ee anlat eren dedim hayat nasıl?
bi yandan kolasını efkarlı efkarlı yudumlayıp ''hiyç şoma ya ben bi kıyz seyvdim ama tüm sene bi tüylü adını söleyemedim.'' dedi.
yarı şaşkın bir ifadeyle bakakaldım kendisine, neyse sanki yaşıtımmış gibi tüh dedim eee sonra ne oldu derken;
''soyna benim kaan die akadasım vadı o da zenebin adını hep söleyebildiği için hep o konusuodu. ben zenebe hep zet dediiim için bana baykmıyodu zenep. sonra ben konusamadım hep içimde kaydı bu aşk. ama örendim ki ana okuyunda da aynı okuydamışız. tüm yaz zenep demek için uraştım bak diebiliorum aytık zeneeep! okular bi açıysın hemen gitcem yanına zeneeep dicem hep barıcam okulda herkeşler bilcek.''
velhasıl aşk dediğimiz şey böylesine emek isteyen böylesine masum bir şeymiş. şu çocuk kadar olamadık ya ona yanarım.
şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
sanki hiç olmamıştı
oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı istanbullar
şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra sonrası iyilik güzellik.
Aşık olduğumuz zaman salgılanan hormonlarımız ile dağda bir ayı gördüğümüz zaman salgılanan hormonlarımız aynı imiş. Bu yazıyı okuduğum zaman nedense aklıma eski sevgilim gelmişti.
onu gördüğün her anda vücudundaki tüm hücrelerin nefes alabiliyor olduğunu fark edebilmek, onun gülüşünde çocukluğu, içtenliği ve huzuru hissedebilmek, sadece fotoğrafına bakıyorken bile onun kokusunu duyabilmektir.
ilk göz ağrım ismail ammar'ımın gözlerinden okunan,
rabbimin ikinci hediyesi ali mahir'imin saçlarının ucundan burnuma süzülen,
bu ikisinin müsebbibi canım eşimin sıcacık yüreğinden çağlayan,
beni dünyanın tüm güzellikleriyle tanıştıran anamın kucağından taşan,
dünyanın zorluklarıyla mücadelemin tek öğretmeni babamın öğütlerinden doğan,
benimle çocukluğumu, gençliğimi paylaşan kardeşlerimin kalplerinden dökülen,
ve
tüm bunları bana nasip eden allah'ın rahmetinden gelen,