Aşık olduğumuz zaman salgılanan hormonlarımız ile dağda bir ayı gördüğümüz zaman salgılanan hormonlarımız aynı imiş. Bu yazıyı okuduğum zaman nedense aklıma eski sevgilim gelmişti.
onu gördüğün her anda vücudundaki tüm hücrelerin nefes alabiliyor olduğunu fark edebilmek, onun gülüşünde çocukluğu, içtenliği ve huzuru hissedebilmek, sadece fotoğrafına bakıyorken bile onun kokusunu duyabilmektir.
ilk göz ağrım ismail ammar'ımın gözlerinden okunan,
rabbimin ikinci hediyesi ali mahir'imin saçlarının ucundan burnuma süzülen,
bu ikisinin müsebbibi canım eşimin sıcacık yüreğinden çağlayan,
beni dünyanın tüm güzellikleriyle tanıştıran anamın kucağından taşan,
dünyanın zorluklarıyla mücadelemin tek öğretmeni babamın öğütlerinden doğan,
benimle çocukluğumu, gençliğimi paylaşan kardeşlerimin kalplerinden dökülen,
ve
tüm bunları bana nasip eden allah'ın rahmetinden gelen,
aşk topuklarından etine kadar işleyen bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. her iki yolda da tek bir gerçek olacak, canın çok ama çok yanacak. ( mevlana)
aslında aşk sadece toplumun kabullendiği bir olgudan daha ötesi değildir insanlar bulundukları bazı değişik durumlara bir sebep bulamadığından bunları aşka bağlamasıdır
aşk sadece bir kıza karşı duyulan bi his değildir. otobüsten, gitara kadar o kdar çok olguya aşık olunurki o yüzden aşk herzaman can yakıcı da değildir.
bu ara bana uğramayan.
galiba benim kalbim yok amk.
ulen yaz geldi diye götümden kelebekler çıkardım mutluluktan
belki hormonlarımın kölesi olurum da aşık olurum diye.
yok arkadaş tık yok.
herkese kardoooo diyorum
sanki anamız babamız bir amk.
öyle inanarak söylüyorum.
amk galiba ben aşksız bi şekilde otuz tane kediyle bodrumun beyaz evlerinde ölücem.
çünkü bu kadar yalnız insanın içinde hala aşık olacak biri bulamayacak kadar malım.
hayaller üzerine oluşturulmuş yüce bir anlam, duygudur. kimse aşkta mutluluğa ermek istemez. yalnızca bin bir tane çözümü imkansız görünen zorluklar, sorunlar ister. bunlarla besler umudunu. zorluk ne kadar çoksa çözüm o kadar imkansıza yanaşır. ve imkansız olan hep göze hoş görünür. mutluluk denen uydurma kavram gibi herkes bu dünyada olmayan, üstün addedilmiş bir şeyin peşinden koşunca avunabilir ancak. çünkü herkes bilir, aslında bu hayatın baştan sona bir sıradanlık, bir bunaltı olduğunu. umut denen insan aklının uydurduğu hayale kapılıp yalan yere yaşar, bitirir. yine yaşar yine bitirir. vazgeçecek cesareti yoktur.