aşk; mitolojinin aksine kanatlı, anadan üryan, oklar fırlatan ve aşık olmamızı sağlayan eros değildir. peki adına şiirler, şarkılar, destanlar yazılan aşk nedir?
bazılarımıza göre bağımlılık ile karıştırılan duygu yoğunlu.
bazılarımıza göre saçmalık.
zaman zaman tedavisi mümkün olmayan, ölümcül bir hastalık.
kimi zaman modanın gerisinde kalmış bir nesne. öyle ki; bir zamanlar evlerimizin her köşesinde bulunan danteller, yahut faytonlar gibi. çekici, çoğu zaman cezbedici. ama kullanışsız...
bazılarımız da "aşk" fikrine aşık oluyoruz. diğer bir deyişle "aşka aşık" oluyoruz. oysa aşkın bir vücutta şekil bulması gerekmez mi? o zaman da nesneleştirmiş mi oluruz? bilemiyorum.
zaten söz konusu aşk olduğunda karışıyorum ben, devrelerim yanıyor. anoreksi hastası mankenler gibi hissediyorum kendimi bazen, kemik yığınından ibaret olup acı çeken. bazen de hani kavga ederiz, ardından bir sessizlik olur ve o sessizliği bozan ilk kişi kaybeder ya, heh işte! aşk söz konusu iken tam da buna benzer şeyler hissediyorum. bu durum biraz huzur verici bir huzursuzluk...
karman çorman oldum yine...
nerede kalmıştık?
bazılarımız için sonunu bildiğimiz ve sürekli izlemekten keyif aldığımız filmler gibi. ama tutkularımız yüzünden, filmin gidişatından yeniden keyif almak yerine hemen sonunu getiriyoruz...
bir şekilde tanışıp aşkı bulduklarına inanan kadın veya erkeğin, gerçekte aşka zamanları olmaması gibi bir durum söz konusu bence. yani birlikte biraz zaman geçiriyor, tutkularına ve arzularına kapılıp aşık olduklarını sanıyorlar.
-sanıyoruz-
bazılarımız tutku ve arzu dolu olduğumuz insanlara aşkı yüklüyoruz. tüm algımız şekil değiştiriyor ve bilinçsiz bir şekilde "bu o" olarak ilan ediyoruz hayatımızdaki insanı. oysa birine tutulmak ile aşık olmak farklı şeyler değil midir? aşık olacağımız insanları seçemeyiz ve "neden bu adama / kadına aşık oldum!?" diyemeyiz. çünkü aşk söz konusuyken tercih yapamayız...
her birimiz gün geçtikçe "armudun sapı, üzümün çöpü." diyen insanlar olma yolunda hızlı adımlar atıyoruz. sevgi, şehvet, tutku ve anlık arzularımız bile söz konusu olduğunda, karşımızdaki insanın kusurlarını yok sayamıyoruz. oysa aşık olduğumuzda ne yapacağımızı şaşırmamız gerekmez mi? yani tüm kusurlarını yok saymak değil mi aşık olmak? bir insanı olduğu gibi, körü körüne benimsemek değil mi?
öyleyse aşk için kör, sağır ve / veya dilsiz olmak diyebilir miyiz?
aşk, aranıp bulunamaz öyle değil mi? sürprizlerle doludur o. hiç ummadığımız bir anda, ummadığımız bir yerde, ummadığımız bir şekilde karşımıza çıkar...
aşk, asla kaçamadığımızdır.
ve bizler asla aşkı bulamayız, o isterse bizi bulur...
olmadığını sanıyordum. şu an şüpheliyim. aşk sanırım onun bakışları. ilişkimiz başlamadan önceki bakışları, beraberkenki bakışları, çok kızdığı ve ayrı kaldığımız zamanki bakışları... hepsi farklı ama hepsi çok net, çok güzel ve çok farklı... bakışlarından aşkın ne olduğunu anladım (evet nihayet)... iyi ki varsın aşkım...
iskender pala'nın od kitabında bu soruya şöyle bir diyalogla cevap veriliyor:
-bana 'yunus!' dedi,parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek.burası kalbin en değerli yeridir.burada siyah bir nokta vardır.canın canı,sevenin cananı buradadır.o nokta,yoğun bir kan damlasından ibarettir.adına 'süveyda yahut 'sevda' derler.siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim.çünkü sevda,kara talih içinde,o kara kan damlasında büyür.bütün tecelli denizleri,bütün aşk fırtınaları,işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır.aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa,parçaları bütün vücuda yayılır.aşk,işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yapacağını bilmez olur.
Hayatınızın içine eden ama kımı zamanda gözlerınızın içinin gülmesine sebep olan. Bazen deli gibi aglatan baZense salak bir gülümsemeye sebep olan. Iyi ya da kotu sevmek guzel sevılen de karşılık verdigi sürece.
Savunmasız birşey bir anda tüm bedenini sarıyor. Hassas birde üstüne titremek gerekiyor ben yapamadım yapamayınca da doğal olarak bitiyor veya zamana ihtiyaç duyuyor bir süre sonra. Aşkta giden de kalan da sevgisine sahip çıkabilecek kadar büyük yürekli kimseye paylaşmayacak kadar küçük minnacık bir yürek olmalı.
Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi.Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.
zülfü livaneli- kardeşimin hikayesi
tam da bu akşam da bitirdiğim zülfü livaneli romanı. denk gelmem iyi oldu okuyun gençler hemen yarın alıp okuyun çokkk şaşıracağınıza eminim,
EFENIM BU MEVZUDA AHALI SAYFALARCA FAYDALI MALUMAT GIRMIS, KISMEN OKUDUK.. BU HUSUSTA BIR KAC KELAM ETMEYI HIC DUSUNMEMISTIM FAKAT LUZUMU UZERINE DURUMDAN VAZIFE CIKARIYORUM EY YARENLER.. ASK UZERINE EN MUZIP TANIMLARI SOFOR TEKERLEMELERI ICERSE DE SEVMEK-SEVILMEK HISSI INSANIN ICERISINDE KARSI KOYAMAYACAGI VE GONLUNCE BUYUK BIR ONEMI TESKIL EDEN DUYGULARDANDIR HATTA EN MUHIMIDIR. IMDI, BU KAVRAMI BIR EMANET OLARAK ALGILAMAKLA BIRLIKTE YALNIZCA SAHIBINE HARCANMASI GEREKEN BIR GONUL SERMAYESI OLARAK TANIMLAMAKTAYIM... GUNUMUZDE DAHA COK YOKLUGUNDAN VE VARLIGINDAN ZAMAN ZAMAN SIKAYETCI OLUNAN VE SEVGILILIK OLARAK ADLANDIRILAN STATU ILISKILERINI BU KAVRAMDAN ELBETTE HARIC TUTMAKTAYIM. HERNEYSE LAFI COK DOLANDIRMANINDA ALEMI YOK, AYRILIK SEVDAYA ASK KADERE DAHIL DEYIP ELE ELE TUTSAN CIFTLERE TITRER YUREGIM HER NE ZAMAN YADIMA GELSEN DIYE BASLAYAN ESERI ARMAGAN EDIYORUM.***
Eğer aşk denen duyguyu tatmışsaniz ve o insan yaninizdaysa kıymeti bilin hem birbirinizin hem de aşkınızın, göreceksiniz ne buyuk mutluluklar yaşayacağınizi. Yenisine sağlık dediğiniz an size sağlıksız ilişkiler getirir.