Aşktan daha ciddi şeyler olduğunu anladığınız an küllerinizden doğarsınız... Evet, daha değerli daha ciddi şeyler vardır. Tek sorununuz bu olsun gençler ya hiii.
son 1 yılda hayatımı sikendir. doğru kişiye karşı olursa reddedilseniz bile dayanılabilir ama bir orospuyu seversiniz o kızla beraber sizde sikilirsiniz.
--spoiler--
bundan uzun zaman önceydi. bir roman düştü gönlüme. aşk şeriatı. yazmaya cesaret edemedim. dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. dünyayı dolaştım. insanlar tanıdım, hikâyeler topladım. üzerinden çok bahar geçti. fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy...
“hamuş” derdi mevlâna kendine. yani suskun. düşündün mü hiç, bir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine suskun adını verdiğini..?
kâinatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim. her bir insanı yaradan’ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. dinlemeyi sevdim. cümleleri, kelimeleri ve harfleri... oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu.
mesnevi’yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. ilk kelimesi “bişnev!”dir. yani “dinle!” tesadüf mü dersin ismi “suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “dinle!” diye başlaması. sahi, sessizlik dinlenebilir mi?
bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. “neden?” diye sorma, ne olur. cevabını sen bul. ve kendine sakla.
çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.
a. z. zahara
aşk kelimesi arapça ''aşeka'' dan gelir.
aşeka; bir ağacı saran, besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren ve kendine ceviren bir sarmaşıktır. "aşeka" yüreğe yapışan bir "doğru" gibi, ağaca yapışan bir sarmaşıktır. sarar, sarmalar, sard
ıkça büyür, büyüdükçe biraz daha sarmalar, suyunu emer, kısaca aşeka; ağacın can'ını alıp canan'ı yapan bir sarmaşıktır.
hani yüzyıllardır aşk anlatılır ya da yüzyıllardır anlatılmasına rağmen anlaşılmaz ve her seferinde daha güzel bir anlam beklenir ya! Iste onlardan biri..
bir başka deyişle dostlar aşk bingbang in tam zıttıdır.. koca bunye topyekun bedeniyle beraber içe doğru buzusur kalbin tam orta yerinde bir noktaya donusur ve benlik yok olur.sen diye birsey kalmazsın o olursun..
Bir başka gözle bakarsakta gerçek aşk, kalbi ,onu tasarlayana ulaşıncaya kadar bir hamur gibi yogurup tenden ve senden ve benden geçip allaha ulasip atese ışıgindan dolayi aşık kelebekler gibi zar gibi kanatlarindan yana yana pervane olup yok olma halidir.. gercek asiklar allah dostlaridir..
Peki aşk ne degildir...alternatifler ureten bir duygu sistemi degildir.. aysu olmazsa bengican olur hic degildir.yani ask virgulle calismaz.unlemle baslar noktayla biter.kim demis unlem cumle sonuna gelir diye..unlem ilk bakisin sonuna gelir..
sadece belli bir kesime, bir sınıfa hitap ediyormuşçasına sınıflandırılan his, duygu karmaşası vesairedir.
araştırmadım ama sadece bu başlıkta bile biri çıkıp "görünüşe göre her yazar aşkı tatmış burada.hahah.cahiller ya siz ne bilirsiniz" tarzı bir entry girmiştir,eminim buna.
halbuki bir odada tek başına büyümeyen, iki insan yüzü gören (hatta görmesine de gerek yok) herkes bunu yaşar, yaşamaya yaklaşır en azından. herkes aşkını süslü,yıldızlı şiirlerle anlatamayabilir. ama herkes aşık olur. kimse bu "aşk" denen kavramı sadece kendisinin yaşayabildiği, diğer herkesin kendini kandırdığı bir hezeyanmış gibi göstermeye çalışmasın. komik olur zira.
onun mutluluğu senin mutluluğunsa,onun üzgünlüğü senin üzgünlüğünse işte bu sen bittin demektir. çünkü tüm hayatını bu aptal duyguya harcayabilirsin. seni yer bitirir ama seni ayakta tutan tek şeydir aynı zamanda. uyuşturucu gibidir . bi anda tüm dinlediğin şarkılar anlam kazanır tüm şiirler sana daha dokunur hale gelir . acı kaçınılmazdır . 6 milyar nüfuslu dünya 1'e iner senin için.
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatma
bir dilim ekmeğin iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik.