Aşk kapına geldi mi şair de olursun filozof da arabesk bile dinletir adama ve daha bir anlamlı gelir şarkılar hatta bir bakmışsın sanki bütün şarkılar sana yazılmış bütün şiirler sana dizilmiş.
duyguların en yoğun yaşanan halidir. ne demişler, seversin kavuşamazsın adı aşk olur.
adına bir çok şiir, roman yazılan, iki kişinin birbirine karşı hissettiği duygudur. karşılıksız olanları da vardır, platonik aşk.
saçma. bir arkadaşım var cahil kavgacı gitar çalan yakışıklı belki şu ana kadar 100 kişiyle birlikte olmuştur. masum güzel kızlar bu birşey yapmadan aşık oluyorlar, bu çocukta onları bir tuvalette becerip ayrılıyor. sonra gelip anlatıyor tuvalette oral yaptım attım kızı bana aşık falan diye. bana bakıyorum ulan kimse bana aşık olmadı ben kavgacı değilim bilgili eğitimliyim duygusalım kimsenin kızlığını bozmam evlenmeden ama durum bu. bu adamlara aşık oluyorsanız ben bu olayın içinde olmak istemiyorum.
kimi için bateri çalmaya başlama nedenidir. uğruna şiirler şarkılar yazılan, herkesin iiçinden beni bulsun diyip dışından ay illet bu illet mesajı verdiği duygu selidir. ayrıca (bkz: yine şiir okuttun kardeş)
ask insanin kendine yakisani sevmesidir. ama son yillarda cogu insan aski hoslanmayla karistirmakta ve gercekten asik olan insan sayisi giderek azalmaktadir.
kendini hayatın boyunca yalnız hissetmişken aidiyet duygusuna kapılmana sebep olandır. umutsuzca ağlatandır, eğer gittikçe büyüyorsa içinde... aşk, karşılıklı olsa da bazen yaralarınızı kapatamayandır. yine de en huzurlu uykulara dalmanı sağlayandır; en rahatsız uykulardan fırlatandır kan ter içinde. sabah karın ağrısıyla kıvrandıran fakat duyduğun bir sesle her şeyi unutturandır. sonra yine başa döndüren, her şey mükemmelse bile "ya giderse?" endişesini yaşatandır.
olsa bir türlü, olmasa bir türlüdür.
sekiz yaşındayken, sınıfta bir şeyin yere düştüğünde o'nun eğilip alıp sana gülümseyerek vermesiyle tanımladığındır; belki de yakalamaca oyununda seni kovalamasıdır. en sancısızı bu yaşlarda olanı olsa da daima aklında şu sözcüğü dolaştırandır: "...giderse?".
hakkında milyonlarca şarkılar bestelenmiş, romanlar yazılmış, filmler çekilmiş kocaman bir pazarlama stratejisi.
insanoğlu da aynı hayvanlar gibi içgüdülerine göre hareket eder.buna göre bir erkeğin bilinçaltında düşündüğü tek şey spermlerini etrafa saçmak, bir dişinin ise düşündüğü tek şey yavrusu için en ideal spermleri almak, yani kendi talipleri arasından en güçlü olanı, kendisine en uygun olanı seçmektir.iki insan arasındaki ilişki, birbirlerini ilk gördükleri anda işte bu cinsel çekimle ortaya cikar.çiftleri bu noktada dizginleyense toplumdaki kendilerine öğretilmiş ahlak kurallaridir.bu ahlak kuralları insanlarla hayvanları birbirinden ayırır, kişilerin sahip olduğu üst benlik toplumlarda belirli ahlak kurallarının oluşmasına ve tek eşliliğin yaygınlaşmasına yol açmıştır.
bu ilkel dürtülerle, adını da aşk koyarak başlayan bu ilişki, hele bir de cinsellik erkenden yaşandıysa büyüsünü kaybeder.ciftleri bu noktada bir arada tutan tek şey alışkanlık ve ayrıldıklarında birlikte geçirdikleri zamanda ne yapacaklarını bilememe korkusudur.
zamanla bu alışkanlık da ortadan kalkıp bir şeyler çekilmez olduğundaysa çocuk dünyaya gelir.çiftler zamanlarını ve tüm enerjilerini çocuklarına aktardıkları için birbirlerine tolerans göstermeye alışırlar.bazı durumlarda çocuğun evlilikleri kurtarmasının sebebi budur.
sonuç olarak aşk sadece iki insanın birbirine karşı duyduğu ilkel bir dürtü, cinsel bir çekimdir.ilk çağlardan beri varlığı kanıtlanmış kalp sembolünün aslında betimlediği şeyin bir kadının doğurganlığı ve kalçaları olduğunun araştırmalarla ortaya konmuş olmasının da sebebi budur, kadınların zengin erkeklere ilgi duymasının da sebebi budur.geri kalan her şey de, sevgililer günü de, kalplı ayıcıklar da, tek taş pırlantalar da sadece pazarlama stratejileridir.