benimle yaşlansan ya sen, çay demlerim sana, kitap okurum, şiir okurum hem şiir de yazarım. sana uyandığım her sabah için şükreder, gözlerine bakar "amin" derim. masum severim, yalansız... duam gibi severim. gizli, saklı, acıtmadan, sancıtmadan...
doğduğun an ilham olunan, biraz büyüyünce farkına varılan, yıllarca tanımlanamayan, o karşına çıkınca anlaşılan, pek çok kimseye yakıştırılan, ama sadece bir kişi için kalbine konulan histir.
aşık olduğunuz kişiyle aynı zaman dilimi içinde aynı şiddette hissedilip yaşanıldığında tadından yenmez. çoğu aşk, önce bir tarafın aşık olmasıyla başlar, daha sonra karşı taraf kendine aşık olanın, kendisine aşkını sever önce ve yavaş yavaş karşılık vermeye başlar. hah işte böyle olduğunda güzel olmuyor o aşk. eğer o'nun size aşık olduğu zaman siz de o'na aşıksanız, aynı şiddette özlüyorsanız of off offff.
şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
sanki hiç olmamıştı
oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel lâflı istanbullar
şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lâfların dünyaların
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki kişiydik
oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik
allah'ın insanları sevindirirken utandırma mekanizmasıdır. yapmam dediğiniz, küçümsediğiniz, kınadığınız, "öyle olur mu lan hiç" dediğiniz ne varsa bir bir yaparken bulursunuz kendinizi ve kendinizden kaçacak delik ararsınız. çünkü insan en zor kendisiyle yüzleşir. hem bir yandan bu yaptıklarınızı geçmişte ayıpladığınızı düşünerek kendinizle resmen dalga geçersiniz, hem de bunların aslında önyargılarla bertaraf edilmeyecek kadar güzel olduğunu farkedip gülümsersiniz. yani hem utancı hem de aşkın getirdiğim mütemadi sevinci bir arada yaşar insan.
Gerçek aşk, hiçbir şey yapmamaktır. bir şeyler yapmak kolay; aramak, ağlamak, yalvarmak, kızmak, yalan söylemek, dünyayı yerinden oynatmak.. zor olan bunların hepsini yapmaya gücün yetecekken hiçbir şey yapmamaktır. beklemektir zor olan, herhangi bir beklentiye sığınıp yaslanmadan beklemek. hiçbir şey ummadan, hiçbir şeyi değiştirmeye kalkmadan, gücünü sadece masumiyetten alan ve sabırla beslenen.*
gözlerin sık dalması, iştahsızlık, uykusuzluk, aşırı dalgınlık gibi belirtiler gösteren güzel bir hastalık. kalbin atışı böyle olumsuzluklar da bile nasıl olur da bu denli güzel atar? bunu bilim bile açıklamayamaz.
-kadınları çıldırtıyorsun.
-nasıl? hakikaten mi?
-iyi mânada değil oğlum, cidden çıldırtıyorsun. illallah ediyorlar senden yani.
-haaaaa, ha ha haha ha.
-peki sence aşk nedir?
-arapça işk kökünden gelir. araplar ''eşk'' der. bizde kelime telaffuz değişikliğine uğramış, ''aşk'' olmuştur. mâna itibariyle de çok şiddetli bağlılığı ve tutkuyu ifade...
-tamam sus.
duygusal ve fiziksel beklentilerinizin gerçekleşme olasılığına tamamen seçilimsel olmakla birlikte verdiğiniz, hormonal tepkidir.
evet o duyguyu bizzat kendin yaratırsın.
buda sanırım ortada hiç bir suç ve ceza yokken idam sehpasına kendimizin çıkması gibi bir şey. çünkü mesele ipin ne kadar sağlam olup olmayacağı meselesi.