bazı insanlar alışkanlıklara köle olmaktan korkarlar,en güzel aşkı yaşayanlar onlardır,o adamlara sormak lazım gelir aşkı,o adamlar bi ülkeye ömrünün sonuna kadar yerleşmezler,bir kadına içindeki her şeyi sonuna dek göstermezler; çünkü yerleşilmiş bir ülke kadar erişilmiş bir kadın da tüketir onları.
aşk ana ait olan ve ulaşılamayan her şey olabilir.
aşk ı 333 sayfa açıklamışız ve daha da gidiyor. yazmakla anlatmakla olmuyor ki yaşamak lazım. aşk acısını çeken bilir,dinleyen değil,aşıkken ki en mutlu anı da yaşayan bilir,dinleyipte yüzü gülen değil.
olduğunu sandığın kişi, hissettiğini sandığın heyecan, yaşayacağını umduğun güzel günler ve bunların gerçek olmadığını anlamadığın zamanlardaki duygularındır.
herkesin ne kadar cümlesi var aşkı anlatmaya. aşk tarif edilmez bir duygudur yaşamadan anlaman imkansız. değişen dünyayla değişen aşk...kaç kişi anladı ki gerçekten aşık olduğun? kim dün deliler gibi aşığım derken bugün hala deliler gibi aşığım diyebiliyor.
gizli kalmayacak kadar aşikar, görülmeyecek kadar gizlidir. o taşların arasındaki ateş gibidir; onu hareket ettirirsen tutuşur ve yanar, bıraktığında kaybolur...
Modern zamanın modern insanları tarafından yitirildi aşk, üstüne yüklenen anlamların altında ezildi, somutlaştı. Geçici tutkuların, kirli gecelerin sabahında tüketildi ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı modernliğin samimiyetsizliğinin esiri olmuş insanlığın arasından. Ondan geriye sadece kırıntılar kaldı kırıntılarla yetinmeyi bilen kalplere. Yetinmeyenlerse taş kalplilikle, kendini beğenmişlikle suçlandı çoğu kez. Alay konusu oldu yalnızlıkları...
Soyuttu önceleri aşk, etten kemikten değildi; pahalı hediyelerle, şuursuzca ortaya dökülen ucuz hitaplarla ölçülmezdi değeri..
Ortak ihtiyaçların bir araya getirdiği modern zaman aşıkları; bedenlerini ve egolarını tatmin etmek adına acımasızca kirlettiler ruhlarını... Sahte cümlelerden, çirkin kahkahalardan, soğuk bakışlardan, alışkanlıklardan, yalnızlık korkusundan ve ruhsuz sevişmelerden ibaretti yere göğe sığdıramadıkları büyük aşkları.. Oysa akıllarda hep başkaları vardı. Hep daha iyisi, daha güzeli, daha yakışıklısı, daha zengini, daha kültürlüsü ve daha daha sahip olamadıkları başkaları.. Muhtemelen bu yüzdendi yanlarında onsuz yapamadıkları sevgilileri varken etrafa kesik bakışlar atmaları.
Kadınlar hep daha çok erkek tarafından sevilmeyi istedi, erkekler hep daha çok kadına sahip olmayı. Kalpler yerine egolar çarpıştı... Mağlup olan hep aşktı ...
Ve gün geldi içi boş kelimelerle süsledikleri büyük aşklarına kısa mesajlarla son verdiler. Her biten ilişkinin sonrasında kurulan içki masalarından zehirli cümleler saçıldı etrafa... Ve ertesi gün hiç vakit kaybetmeden başka bir bedenin kollarına bıraktılar kirlenmiş kalplerini..
Ve aşk yenik düştü zamana, yenik düştü; içindeki boşluğun geçici şuursuzluğunun adını aşk koyanlara...