kelepçe gibidir aşk,
kurtulsan bile bileklerinde izi kalır.
ağlayarak dokununca bileklerine,
ruhunda karanlık kodesin tadı kalır.
uçurtma gibidir aşk.
iplerini sana bırakır önce, gülerek koşarsın.
kolların ağrır sonra, yorulursun,
aslında gitmek istiyordur, anlarsın.
tren gibidir aşk, tren.
yalnızlık seni peronlara düşürür,
ama vuslatlar yalandır bu demir yolunda,
sana getirdiğini, elbet bir gün götürür.
yangın gibidir aşk.
üşütmüştür yalnızlık, hemen sarılırsın.
sonra ihanetin köpüğü sıkılır hayallerin üstüne,
sen de yanıklarınla kalırsın.
en güzelinden bir sofra gibidir aşk.
bir kuş sütü eksiktir, cananın bakışında.
yer-içer, şarkı söyler, sarhoş olursun,
ve ağlarsın kalkınca, dağınık mutfağında.
nefes gibidir aşk,
damarlarına bir girer, bir çıkar.
anasına küfür edilesi bir çocuktur,
ziline basar kaçar...
anlamı çok değişmiş be. eskiden falan demeyeceğim şurda kaç senelik hayat yaşadık sanki. insanlar barda, kafede, arkadaş ortamında birbirlerini kesiyorlar. numaralarını alyorlar, görüşmeye başlıyorlar. eski kafalı değilim, tabi ki buna karşı değilim ama ne bileyim insan sadece dış görünüşüyle ele alınmamalı. yani sırf tipini beğendin diye bi çocukla/kızla görüşmeye başlanması aşk değil gibi geliyor bana. hani tanşırsın, konuşursun düşüncelerini beğenirsin tamam, aşk böyle olur.
yok yok, aşk yok olmuş.
her yüzde, her isimde ve her tende farkli bir tada bürünen, her yasandiginda yeni sifatlar edinen "sey". ask bir "sey"dir, simdilerde adini sabir koydugum...
--spoiler--
güzel adetleri olan bir padişah vardı..bir gün hizmetçilerinden birine bir meyve verdi.hizmetçi sanki bundan önce daha lezzetli bir meyve yememiş gibi iştahlı bir şekilde meyveyi yemeye başladı.hizmetçi o meyveyi o kadar güzel yiyordu ki , padişah da ona imrenerek o meyveden yemek istedi.hizmetçiye :
" ey hizmetçi ! sen bu meyveyi çok iştahlı yiyorsun..bende özendim...yarısını da bana verde ben de yiyeyim" dedi..hizmetçi meyveyi padişaha verdi.padişah meyveyi tadınca meyvenin çürümüş ve acı olduğunu farketti, kaşlarını çatarak dedi ki ;
"ey hizmetçi , kim böyle yapabilir ? senin bu acı meyveyi yediğin gibi kim yiyebilir ? "
hizmetçi dedi ki ;
"ey padişahım ! senin elinden yüzbinlerde hediye aldım.verdiğin bu acı meyveye gelince onu acı diye vermeyi ar sayarım.sen bana bu kadar nimet vermişken ben nasıl olurda verdiğin bir tek acı meyveden incinebilirim ?
ey bu yola ayak basan kimse ! eğer padişahın kendi eliyle verdiği taş ile inci arasında fark gözetiyorsan sen bu yolun eri değilsin..bu yolda zahmet vardır.aşk senin meydanın değildir..var git yoluna...!
--spoiler--
aşk bir secde halidir... bütün beşeri duyguları dışında bırakıp insanın aslına dönüş şeklidir. ne gurur içinde kıyamda beklemek, ne yarım yamalak rükuda kalmaktır... tam bir teslimiyet içinde secde üstünde erimektir...
erimektir ya... aşk ateşinde cayır cayır yanıp buna razı olabilmektir, şükür diyebilmektir. maşuğundan gelene sabır etmez insan... iyisine, kötüsüne razı olur...
aşk secde üstünde erimektir, ermek için erimeye razı olmaktır...
bazen konuşamamak,eli eline değdiğinde irkilmek, gözlerinin içine bakamamak, yanına giderken heyecandan nefesinin kesilmesi, durup dururken dalıp gitmek, ota boka gülmek, ilan-ı aşk sırasında 'ben'de takılıp kalmaktır. çok güzeldir ama çok acıdır.