leyla'ya sordular;
''sen mi kays'ı daha çok sevdin, yoksa o mu seni?
kara gözlü, kara saçlı, kara benli leyla iç geçirdi üzüldü;
''dostlar, bu nasıl bir soru, bana böyle bir soruyu nasıl sorarsınız ki?...elbette ben onu daha çok sevdim,onun beni sevdiğinden...''
''iyi ama leyla, o senin için deliye döndü, çöllere düştü, adı mecnun'a çıktı ve kurtlarla kuşlarla konuşur oldu...''
''işte bakın, o gitti, bana olan aşkını ona buna anlattı, ben ise aha şuracığımda, kalbimin içinde ona olan aşkımı saklayıp durdum, hiç kimse ile ne paylaştım, ne kimseye dert yandım. şimdi siz karar verin, o mu beni daha çok sevmiş, ben mi onu?...''
--spoiler--
geldiği gibi ansızın gitmesini bilmeyendir.
içte kalan, acıtan ve sancıtan.
yaralar aşk...
bu yara açıldığı kadar kolay kapanmaz asla.
ama biz insanoğlu hep yakında ararız aşkı...
aramasak daha mı mutlu oluruz?
hayır.
aşk, hayatın içinde en çok kalça üzerine düşmek durumuna benzer.
aşk dünyada sonsuzdur...
seninki biter başkasında başlar,
o biter başka kalpte yer bulur...
bireyde aşk ise,
bir gün gelir biter..
bitmeden değişim, dönüşüm olaylarındadır,
ya kendine sevgi adını koyar ya nefret ya nötr
ama aşk üç harfe sığmazdır artık.
Her bünyeye göre değişken bir kavramdır.Kimine şarkılar söylettirir.Kimine ise küfürler ettirtir.Hiç şüphesiz ki ; 'aşk' insanoğlunun betimlemesidir.Bana göre hissiyattır.Başkasına göre acıdır.Göreceli kavram demek daha doğrudur.Kanımca.
"Tüm küçük yaşamımız bizi tamamlayacak olan aşığımızı aramakla geçer. Partnerler seçeriz ve onları değiştiririz. Kalp yakıcı şarkılarda dans edip, umutlanırız! Hepimiz, bir yerlerde bir şekilde mükemmel birisinin bizi arayabileceğini umut ederiz!"
aşk: âşığının kolları arasında dul kadın, "aşk dediğin yasak olmalıdır," diye mırıldanmış, "yasak da gözden ırak olmalı."
oysa delikanlı dul kadınla seviştiğini herkesin görmesini istiyormuş. büyüdüğünü başkalarına ispatlamalıymış. bu yüzden pencereleri hep açık tutuyormuş. ama sokaktan kimse geçmiyormuş.
derken bir gün, delikanlı evde dolaşırken her zaman kilitli duran, bir kez olsun elini sürmediği kapıyı açmış. "aman tanrım!" diye haykırmış. "bu yüzden mi kilitledin herkesi bu odaya? bizi kimse görmesin diye mi yaptın bunu?" soru cevabını bekleyedursun, dul kadın, evin kapısını toy delikanlının üzerine kilitleyip gitmiş. dul kadın yolda bir tırtıla rastlamış. "gizli âşığım olur musun?" demiş ona. "gizlenmeye ne gerek var ki?" demiş tırtıl. "bana olan aşkını herkes görsün isterim. o zaman çirkinliğim azalır." dul kadın, bir müddet, tırtılın yaprakları kemirişini seyretmiş. sonra da koskoca dünyayı, çirkin tırtılın üzerine kilitlemiş. kâinatı bulmuş karşısında ve ona da aynı soruyu sormuş. yaşlı kâinat, "bana olan aşkını herkes görsün isterim," demiş. "o zaman genç görünürüm." dul kadın omuzlarını silkmiş. kocaman bir anahtar demeti varmış nasıl olsa cebinde. yaşlı kâinatı kendi üzerine kilitlemiş.
yoluna devam etmek için adımını attığında boşluğa düşmüş. düşerken yeni bir anahtar çıkarmış cebinden ama ortada kilit görememiş. "aptal mısın? boşlukta kilit ne gezer? burada boşluktan başka bir şey bulamazsın," diye homurdanmış boşluk. dul kadın hayran hayran bakmış boşluğa. "öyleyse seninle kalayım, ne olur. aradığım sensin!". "katiyen olmaz," demiş boşluk. "sen benimle kalırsan, boşluğumu doldurursun, o zaman da ben ben olamam."ardından, "hadi şimdi geri dön," demiş boşluk, az önceki kabalığını affettirmek istercesine tatlı bir sesle. "dön ve bütün kapılan aç. bırak çıksınlar. onlara ihtiyacın var."
dul kadın boşluğun sözünü dinleyip, kilitlediği bütün kapılan açmış. esaretlerinin sona erdiğini gören tutsaklar itişe kakışa çıkmışlar dışarı; özgürlükten sersemlemiş bir halde oraya buraya koşuştururken birbirlerini yaralamışlar. şaşkın ve kızgınmış dul kadın. "sanki şimdi daha mı iyi oldu?" diye söylenmiş. bu arbedeyi daha fazla görmemek için kendini evine kilitlemiş. ve bundan sonra aşkı kendine yasaklamış.
bir ömür, bir kişiyle et ve tırnak modunda yaşanılması halinde kendi açımdan en iyisi olacağını düşündüğüm halet-i ruhiyedir. inan ki sözlük, sana bunu uzun uzun yazmayı hiç istemiyorum, sana söyleyeceklerim beyhudeleşecek be sözlük... sen de biliyorsun. sana bu konuda yazacağım açıklamaya dair her kelime gerçekten zaman kaybı olur, hem diyelim ki yararlı olacak... kime? takma akılla nereye kadar? alıntı aşkla kim nereye gider? velhasıl kelam, herkesin aşkı en somut haliyle kendinedir! ha bu arada sözlükçüğüm, benim istediğim yanımda... ama bu bana yetmez, ben buradan sonra tamam deyip hiç dönemem. ey sözlük benim asıl sıkıntım bu satırlardan sonra başlar, bir ömür demiştim ya... işte o bir ömür, sümüklerim akınca silicek, parkta kendi morukdaşlarımla sohbete gitmek için evden çıkarken kendi imalim bastonumu bana uzatacak, hatta ve hatta şezlongumuzla buruşuk ötesi bir çift olarak kumsala inebileceğim günleri görmektir benim sıkıntım... bu sıkıntı kendi adıma olsa hiç sorun değil, yenerim kasmam. ama bende böyle bir düşünüş, hissediş nasözkonusu... işte sorun şu ki... aşk böyle olmak zorundamıdır... ***
mevlana'nın dediği gibi: üç harf beş nokta'dır. kelimesi aynşinkaf harflerinden vücud bulur; şin in üç, kaf ın iki noktası ise süsüdür. lakin aşk ışk tır o da sarmaşıktır, sıyrılmak zordur, aşık olmak ise yüreğin dibinde bir kordur*.
aşkı ilk tadanların "vay be varmış gerçekten de" dedikleri,
aşktan yana acı çekenlerin "aşk diye bir şey yok, bir daha aşık olmayacağım" diye söylendikleri,
yeniden aşkı bulanların ise "aşktan kaçılmaz, kaçsan da o seni bulur" diye belirtikleri,
yaşamayan hiç kimsenin asla anlayamacağı,
yaşayanların da aşkı farklı şekillerde yaşadıkları için birbilerini anlamayacağı,
sonuçta hiç kimsenin ama hiç kimsenin açıklamayacağı ve tanımlayamacağı duygu seli.
birbirini daha önceden hiç tanımayan iki insanın, git gide artan ve açıklanamayan bir çekim gücü ile, birbirinin vazgeçilmezi olması durumu.
bir düşünün. hiç tanımadığınız bir insan giriyor hayatınıza. hani belki yolda görseniz yüzüne bakmazsınız, veya tanımadığınız zaman yaptığı bir hareketinden mideniz bulanır. tanışıyorsunuz ve yavaş yavaş birbirinizi tanımaya başlıyorsunuz. daha sonra ortak noktalarınız belirleniyor. frekanslarınız tutuyor, ve sonrasında benim hiç bir zaman açıklayamayacağım çekim gücü devreye giriyor ve birbirinize aşık olmaya başlıyorsunuz.
yıllardır dostluk yaptığınız birinin en ufacık bir yanlışını gördüğünüzde kendisini uyarırken hiç bir şey düşünmezken, sevgilinizin yaptığı yanlış bir hareket gözünüze gözükmüyor aşk sayesinde. hatta ilerleyen zamanlarda sempatik gelmeye bile başlıyor.
hayatınızın bir anda ortasına aldığınız bu insan ve size yaşattığı bu aşk duygusu ile o kadar çok şey değişiyor ki...
annenize, babanıza davranışlarınız değişiyor. hayata bakışınız, hayata dair planlarınız bir anda allak bullak oluyor. artık ben ileride bunu yapmalıyım değil, biz ileride bunu yapmalıyıza dönüyor her şey. ben kavramı ömrünü bitirirken yeni bir biz kavramı çıkıyor ortaya. her şeyden önce artık bazı sorumluluklar taşıdığınız bir insan var ve onun için her şey göze alınabilir, yapılabilir. istisnasız olarak aldığınız bütün kararlarda fikrini paylaştığınız bir kişi oluyor artık sizin için. fikirlerinin doğru veya yanlış olmasından dolayı değil, hayatınıza gelen yeni bir olgudan aşktan dolayı. kalbinize daha önceden bilmediğiniz yeni duygular yerleşiyor. merhamet gibi. özlemek gibi. ve en önemlisi sabır gibi.
kendine ait bir büyüsü var aşk dediğimiz olayın. tek bir göz hareketiniz konuşma ile doğru dürüst anlatamayacağınız bir şeyi bile rahatlıkla anlatıyor karşı tarafa.
sevgilinizin kokusu aşk'ın kokusu haline geliyor sizin için. göremediğiniz ama hissedebildiğiniz bir duygunun kokusu olduğuna inandırıyorsunuz kendinizi. bazen sadece o kokuyu koklamak için hiç yapmayacağınız şeyler yapıyorsunuz. saatlerce yol tepip sevgilinizin yanına gidiyorsunuz. 12 saatliğine göreceğinizi bilseniz bile. ama sonuna kadar değiyor. hiç bir zaman pişmanlık yaşamıyorsunuz.
getirdiği zorluklar... onlar bile o kadar güzel ki. bir yıl önce hiç tanımadığınız, şu an da canınızı verebileceğiniz insanla tartışıyorsunuz. yaşanan onca zorluklar, verilen onca emekler, tartışmanın en şiddetli anında tam ayrılığa mı gidiyoruz derken "sana aşığım!!" haykırışlarına dönüyor.
başka hangi duygu yaptırabilir ki bunları bir insana? tam şu saniye telefonum çalıyor mesela. sevgilime, aşık olduğum insana ait melodisi ile. ve yazımı noktalarken şu geliyor aklıma:
ota, b*ka, her namussuzluğa kılıf hatta prezevatif yapıldığı halde, her ağızda sakız olduğu halde, güzelliğinden, masumiyetinden zerre kaybetmemiş, kutsallığı bozulamamış, hep geçer akçe, ve her türlü süprive gebe, en manalı hayat olayıdır.