28 şubat

entry253 galeri36
    150.
  1. güya insanlar en büyük acıyı bu darbede yaşamış.
    bu darbede 12 mart darbesinde ve 12 eylül darbesinde insanların yaşadığı şeylerin 1000'de 1'i bile yaşanmamışken bu kadar mağdurluk edebiyatı, her yanda en acılı dönemmiş gibi anlatılması doğru mu çok sorguluyorum bunu.
    0 ...
  2. 149.
  3. On yılın özeti: Siyasal islâm'ın defin ameliyesi

    Adnan iSLAMOĞULLARI, 26 haziran 2013, yeniçağ gazetesi.

    Millî Şef Dönemi’nin baskıcı yıllarının üstüne gelen Demokrat Parti iktidarı ile içinde bulunduğu sosyal astımdan bir nebze de olsa kurtulan toplumumuzda islâmî yönelişlerin yine aynı dönemde ivme kazanmaya başladığı da bir vâkıadır.

    Yeni cumhuriyetin üzerinde yükseldiği seküler değerlerin taşraya sürgüne gönderdiği medreselerin, tekkelerin uzun yıllar sonra tekrar şehirlere dönmeye başladığı yıllardı 1960’lı yıllar. Ardından, dikkatleri pek de çekmeden şehirlerin içerisinde kurumlaşma çabaları ve bu arada aynı zamanda kalite ve keyfiyet kaygısının da terk edildiği uzun yıllar. Taşrada edinilen taşralı geleneklerin ve dini algılamadaki taşralı yorum ve tatbikatların şehirleri istilâ ettiği uzun yıllar. Ortalığa saçılan sakal-bıyık risâleleri, fantastik cennet-cehennem tasvirleri, sineğin bala yapışması gibi şekle yapışan dindarlık telâkkîleri, Peygamber’in gönderilme gerekçesi olan ahlâkın önceliğini yitirip cevhersiz muâmelâtın dinin yekûnuna dönüştürülmesi, dinî kurumlar ile siyâsetin birbirini kemirip iç içe geçen girift ve ilkesiz münâsebetinin temellerinin atıldığı yıllar ...
    Bedelinin 12 Eylül 1980 Darbesi ve ardından Özalizm’in ahlâksız serbest piyasasıyla, rüşvetin meşrûlaşmasıyla, depolitizasyonun devlet politikası hâline gelmesiyle ödendiği yıllardı.
    Yeni bir gençlik, yeni bir ekonomi, yeni bir devlet adamı tipi, yeni bir memur tipi.
    Ve’l-hâsılı her şeyin yeni baştan inşâı ...

    Dinî müesseseler ile siyâset arasında pervâsızlaşan karşılıklı menfaat ilişkileri, cemaatlerin süratle siyâsîleşmesi, aktif politikanın içinde öncelikli ve ağırlıklı denge unsuru olması, kadrolaşmaların, pazarlıkların ilk maddesi yapılması, medyanın ve finansman kurumlarının cemaatlere diyet olarak ödenmesi, palazlanan bahse konu yapıların gücün farkına vararak dünyevîleşmesi, dünyevîleştikçe iştihâlarının artması, ‘bir lokma ve bir hırka’dan ‘Müslüman her şeyin en iyisine lâyıktır’ mottosuyla sekülerizme hızlı geçiş ...

    Ve 28 Şubat kararları ...

    Son otuz-kırk yılda kazanıldığı(!) vehmedilen mevzilerin, yetişti varsayılan insan ve aydın tipinin iflâsı ve ‘siyâsî islamcılığın defin ameliyesi’.

    Bu defin esnâsında morgtan kaçıp ‘üzerimizdeki millî görüş gömleğini çıkardık, değiştik’ iddiasıyla hayat bulan AKP iktidârı. Demokrat Parti iktidârının “câmileri ahır yaptılar, ezân-ı Muhammedi’yi Tanrı uludur diye okudular” türünden argümanlarına sıkı sıkı bağlı bir siyâset diliyle hedef tahtasına Türk siyâsetinin ‘yedi uyurları’ ve arkaik partisi CHP’yi oturtup, popülizmi sanat hâline getiren ve sekülerleşmede sınır tanımayan AKP iktidârı.
    Mütedeyyin kitleleri zenginlik ve güç ile buluşturan, başörtüsünü tesettür olmaktan çıkarıp tepelerine kondurdukları deve hörgücüne benzer desteklerle ucûbeleştiren, tesettürü ahlâk ve edebinden soyarak bir marka fetişizmine, bir gösteriş budalalığına ve güçlü olana ait olmanın alâmet-i fârikasına dönüştüren, haydi tam tâbiriyle ifade edelim, siyasal islâm’ın sembolü yapan bir idraksizlik ve ihlâs dejenerasyonu.
    28 Şubat’ta bütün bu birikimlerin(!) politik temsilcisi ‘millî görüş’ ekolünün içine düştüğü ve içinde bir taraftan kıvranarak bu zilleti ‘içselleştirmeye’ çalıştığı şok dönemi.

    Hz. Musa’nın, “Rabbim... içimizden bir takım beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk edecek misin?” sorusunun tam da zamanıydı aslında, bir iç sorgulamanın bütün şartlarını içinde barındıran bir tecrübenin adıydı 28 Şubat.
    Zihnî ve kalbî bir ‘Tih Hicreti’nin zamanıydı.
    Zillet görmemiş bir neslin neşv ü nemâ bulma ihtimâliydi bu sorgulama ve zihnî hicret.
    Olmadı, yapılmadı ...

    28 Şubat’ın içinden bir ‘derin sorgulama’ değil, bir ‘derin islâmcı sekülerizm’ çıktı; bunun adı da AKP oldu ve islâm’ın biricik değeri olan ‘adâlet’in devletin de biricik değeri olması ihtimâline konulan ipoteğin altında ‘islâmcı’ AKP’nin imzasının bulunması, siyâsî tarihimize bir trajedi olarak kaydoldu ...

    http://www.yg.yenicaggaze...zargoster.php?haber=27247
    0 ...
  4. 148.
  5. ulusalcılar bilirler. yumuşak başlıysak uysal koyun değiliz. ama sizin gibi de mal değiliz ki gaza gelip sokakta adam kovalayalım.

    yapsak 28 şubat'ta yapardık. ama yapmadık.

    polis başörtülü hanımları yerde sürüklerken abilerimizin elinden sopayı aldı babalarımız.

    -yapmayın oğlum, sabredin, allah kerim!
    4 ...
  6. 147.
  7. zor dönemdi. baştan belirteyim emekli bir askerin çocuğuyum. 14 yaşında askeri lisede olduğum bir yıldı. siyasetten de erbakan'dan da ecevit'ten de bihaberdim. neyin ne olduğunu bilmeden, gözümü açtığımda kendimi askeriyede buldum ve çocuktum. yaşıtlarım dışarıda oyun oynarken ben askercilik oynamaya başlamıştım. birden bir süreç başladı. söylemler neydi, yapılanlar neydi bilgimiz yoktu. askeri lisede komutanlarımızın bize söylediği ''erbakan taraftarları size saldırabilirler. görürseniz onları uzaklaşın'' telkinleriydi. korkmuştuk gerçekten ve kötü gözle bakmaya başlamıştık. tatil için ailemin yanına geldiğim zaman ise evin içinde bayrakların, gençliğe hitabelerin asıldığını gördüm. sorduğumda ise durumun kötü olduğu ve mecburen astıklarını söyledi ailem. annemin başı kapalıydı, size göre türban bana göre başörtüsü. kimin ne dediği de pek pipimde de değil. evleri tek tek aramaya başlamışlar asker mensubu olduğumuz için. düpedüz fişlenmişiz. kendi mensubu olduğu çalışanları fişleyen ve ötekileştiren bir kurum. ben de sonrasında askeri liseden atıldım. üzüldüm, ağladım. neden olduğunu anlayamadım çünkü 14 yaşındaydım. babam atılacağını öğrendiği için son anda emeklilik başvurusu yaptı ve yırttı. yoksa o da o yaşta işsiz kalacaktı. yavaş yavaş antipati beslemeye başladım türban diyen kişilere. yıllarca bizi ötekileştiren, fişleyenlere karşı kızdım, söylendim. ama hiçbir zaman aklıma kalkıp bir polise, askere taş atmak geçmedi. en fazla biz zarar gördük bu ülkeden. milliyetçilik damarım diye bir şeyim kalmadı. türkmüş, kürtmüş hiç umursamamaya, insanın insan olduğundan dolayı saygı duyması gerektiğini hissettim. ama şu son direniş denen rezilliği görünce sinirlerim bir kez daha yıpranmaya başladı. benim bu ülkeyi sevmemem gayet doğal.

    sizlerin alkol yasağı da sigara yasağı da ağaç yasağı da sikimde değil. benim çevremdeki yüzlerce insanın ekmeğiyle oynandı. hanginiz çıkıp eleştirdiniz birini? pardon eleştirmek? düpedüz çanak tuttunuz, alkışladınız. işte bunun için samimiyetsizsiniz, işte bunun için at gözlüklüsünüz.

    velhasılkelam hayatı boyunca hiç oy vermemiş bir birey olarak bu sefer gidip en demokratik olan hakkımı kullanacağım. siz ve sizin gibi yüzsüzler için.
    5 ...
  8. 146.
  9. 145.
  10. geleneksel 28 şubat davaları gündeme gelmeyen gündür. hayırdır ?
    0 ...
  11. 144.
  12. 143.
  13. beyt-ül mal'ın yağmalandığı tarihtir.
    0 ...
  14. 142.
  15. postalı yalayacağım diye topyekün inançlı kesimi ''dinci'' gibi ithamlara maruz bırakan aptalların, insanlara o dönemde uygulanan çifte standardı ve haksızlıkları görmemek için kendilerini yırttıkları demokrasi tarihinin kara günlerinden biridir.
    siyasisiyle bürokratıyla askeriyle el ele verip milletin ağzına eden bu zihniyette sürekli olarak askeri masum, günahsız gösterme çabasında olanların anlamak istemediği ya da kafalarının almadığı nokta, o dönemde halkın hem madden hem de maniveyeten sömürüldüğüdür.
    28 şubata tapınan bu fosil beyinlerin anlamadığı nokta ortada bir savaş varsa mağdur olan sadece halkın olduğu gerçeğidir.
    böyle gerizekalıca mütedeyyin kesime dinci yakıştırması yapmanın alemi yok, ne kadar ilkesiz ve iki yüzlü olduğunuzu zaten biliyoruz.
    1 ...
  16. 141.
  17. ülkemizde bu rezilleği halen daha meşru göstermeye çalışanların var olduğu, türkiye tarihinin rezaletlerinden biridir.
    sizi tarih ve gelecek nesiller yargılayacak, mahkemeler değil.
    postal yalayıcı ulusalcılarda çöreklenmiş hemen, nasılda avukatlığını yaparım derdine düşmüşsünüz.
    tabi o dönemin siyasilerinde de iş yok. bugün ise dik durabilenlerin, millet iradesini ezdirmeyenlere yapılan muamelede aynı.
    solcuların iki yüzlülüğü işte. bu kafa devam ettikçe ancak muhalafet olurlar, tabi bir zaman sonra o muhalafeti dahi bulamayacaklar. halk bunların kirli yüzünü biliyor, onlar bilmek istemese de.

    edit: o zihniyetin çocukları eksilemiş, zorunuza değil borunuza gitsin, o yoz beyniniz, o habis mantığınız yıkıldı, derdiniz bu!
    0 ...
  18. 140.
  19. Nursuz Serter'in ikna odalarında başörtülü kızlara yaptığı psikojik işkence ile gurur duyduğu rezilliğin yıldönümü.
    2 ...
  20. 139.
  21. dönemin yolsuzluklarının üzerini maharetle örten siyasileri, kilolarca altınları, örtülü ödenek paralarının ne yapıldığı ne zaman soruşturulmaya başlanacak merak edilen kurdukları koalisyonlarda bile birbirine kazık atıp halkı aptal yerine koyan siyasilerin türkiye'ye yaşattıkları süreç.
    3 ...
  22. 138.
  23. ilk ve son olarak yapılan postmodern darbedir. Türkiye'yi 1997'den 1987'ye götüren demokrasi ayıbıdır.
    1 ...
  24. 137.
  25. camilerin cemaatler tarafından bölüşüldüğü, tabelaları ve vitrinlerinde kalaşnikof şeklinde stilize edilmiş ayetler olan dükkanların çoğaldığı, acayip görünümlü mollaların polisle çatışıp laik cumhuriyete söz ve hareketleriyle kafa tuttuğu, yakın geçmişte atatürkçü aydınların suikastlere kurban gittiği, sivas olaylarını yaşamış ülkede yaşanan,

    iktidarda trilyonları buhar edenlerin, deniz fenercilerin, örtülü ödenekçilerin, siyaset ve mafya bağlantılarının üst seviyede olduğu, kanlı mı olacak kansız mı? diye tehtidler savuranların iktidarda olduğu pis bir süreci tanımlar.
    2 ...
  26. 136.
  27. yarın şov meydanına dönecek olan gündür, darbelerden beslenerek ortaya çıkan bir kitle mağduruz darbelere hayır ama sadece 28 şubat'a hayır diğer darbeleri seviyoruz diye ortalıkta dolaşacaktır.
    2 ...
  28. 135.
  29. Muhsin Yazıcıoğlu'nun: "Ben namlusunu millete doğrultmuş tanka selam durmam" sözlerini hatırlatan tarih.
    3 ...
  30. 134.
  31. 28 şubat zihniyetine sahip kişiler denince nedense aklıma hep anap ve dyp kırıkları geliyor. yeri geldiğinde dinimiz müslümanız, yeri geldiğinde milliyetçiyiz diyen tipler bunlar. işte bu zihniyet türkiye'yi uzun süre yönetti ve hala akp içinde bu tipler var. hiçbir parti de bu açıdan masum değil bana kalırsa.
    0 ...
  32. 133.
  33. sabahında 550.000 kişinin göz altına alındığı, 1,5 milyondan fazla kişinin fişlendiği sadece türkiye için değil tüm dünya insanlığı için utanç günüdür.
    bunu yapan kenan evren 3 sene önce abbas güçlünün programında bir üniversite "bu gün elimde olsa gene darbe yaparım" dediğinde alkışlayan gerizekalıların 28 şubat günü o gün neler olduğundan haberleri bile yok.
    1 ...
  34. 132.
  35. 131.
  36. dönemin beceriksiz ama üçkağıtçı siyasilerinin bugün tam gaz aklanmaya çalışıldığı, millet egemenliğini tehdit eden siyasilerin demokrasi havarisi gibi gösterildiği, tüm faturanın askere kesildiği halen devam eden yargılama ve karalama kampanyası.
    5 ...
  37. 130.
  38. ''türk toplumunun türk siyasetçisinin yüz karasıdır 28 şubat. ben askerin bu kadar dangalak olabileceğine inanamazdım.''

    -mehmet ali birand.

    --spoiler--
    Milli Güvenlik Kurulu'nun o gün yaptığı toplantı ve aldığı kararlar tarihe damga vurdu. işbaşındaki Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi koalisyon hükümeti iktidardan uzaklaştırıldı. Arkası da geldi. Refah Partisi kapatıldı, lideri Necmettin Erbakan'a siyasi yasaklar getirildi. istanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan, makamından indirilerek Pınarhisar Cezaevine konuldu.
    Dönemin yıldızı Genelkurmay ikinci Başkanı Çevik Bir, yürütülen operasyonu açıklarken ''demokrasiye balans ayarı yaptık''dedi.

    Askerler 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'den yıllar sonra yeniden siyaset sahnesinde fiziki biçimde yer aldılar. Operasyon siyasi islam hareketine karşı yapılmıştı. Ama etkileri daha geniş bir alana yayıldı. Köşe yazarlarının gazetelerinden atılmaları için listeler hazırlandı. Bazıları uygulandı, bazıları yarım kaldı. insan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal bu dönemde suikasta uğradı.
    28 Şubat'ın destekçileri siyasetten tasfiye olurlarken, mağdurları 28 Şubat sayesinde siyasete muhteşem bir dönüş yaptılar.
    --spoiler--

    http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1308
    1 ...
  39. 129.
  40. 28 şubat: türkiye'ye postmodern ihanettir. ahmet kekeç belitiyor; ''28 şubat'ın arkasında amerika ve israil vardır, bunu çok açık söylemek lazım...''
    1 ...
  41. 128.
  42. Bu sabah,Asker olan kardeşimi görmek için gittiğim Kocaeli'den Bursa'ya dönerken; 2-3 saatlik yol çekeceğim ,fazladan gazete alayım dedim.Zaman yeter nasılsa diyerekten. Herzaman ki Aydınlık ve Cumhuriyeti gazetelerini alırken,dedim bir de Zaman gazetesiyle Yeni akit gazetesini de alayım.Bu ikisini internetten okurum kıyaslama yapmak için ama şakirtlere para kazandırmak istemediğimden bu gazetelere para verip almazdım.Herneyse Başladık Aydınlık'dan, e sıra geldi Yeni akit gazetesine.. A.Dilipak,A.ihsan Karahasanoğlu,Faruk Köse gibi bağnaz ötesi yazarların ne yazacağı zaten bellidir.Yani hele ki bu mevcut ileri demokrasi(!) sürecine paralel olarak,28 Şubat yargılamaları gündem de ise,gör sen gazeteki renkli(!) yazıları!.. Hepsi birer 28 Şubat Mağduru,28 Şubat'ın intikamcıları.. iyi güzel.ideolojin hangi noktada ise zaten onun savunuculuğunu yapar ve o konuda yazar çizer eleştirilerde bulunursun.Lakin; 12 Eylül'ler de 12 Mart'lar da -madem darbeye karşı ve anti-militarist- geçiniyorsun, o zaman neden sokaklara çıkmadın bu tarihlerde de ? Neden yazıp çizmedin,lanetlemedin,kınamadın Bu darbeleri? Cevabı açık olsa da insan bir durup düşünüyor.. Kıyaslama yapmak etik değil darbelerarası. Çünkü,darbenin her türlüsü kötü,demokrasiye sürülen kara leke,evrensel değerlerle bağdaşmayan insan haklarına ve ifade özgürlüğüne aykırı,zul getiren bir hadisedir.Devlete askeri müdahale her zaman o ülkeyi felce uğratır ve istisnası yoktur,denilebilecek kadar da müspet bir gerçektir..Buraya kadar bir sorun yok..-olmamalı-

    Lakin,Kıyaslamadan ziyade apaçık ortada duran ve herzaman kelimelere dökülemeyen şöyle bir gerçek var ortada; Şakirtlerin dilinden düşürmediği ''Ötekileştirme'' hadisesi.. Bu ülke de çıkan isyanlarda,protestolarda,darbeler de hiçbir zaman -evet hiçbir zaman - dinciler (dindar demiyorum dikkat ediniz) Öteki! olmadı.. Olmasın da zaten. Lakin, işte bunu gelip 28 Şubat için madur kivesine büründürüyorsan o zaman şahsi fikirlerime istinaren ilk başta ben başlarım örekelerine.. 28 Şubat'ta bir dincinin tabiri caiz ise burnu kanamamıştır, öldürülmemiştir,linç edilmemiştir.. Türkiye'nin özellikle yakın tarihinde,başta darbeler olmak üzere her daim sol ve kominist kesim zul görüp,öldürülüp,ÖTEKiLEŞTiRiLiRKEN, Sağ kesim hiçbir zaman yıpratılmamış ve eşit muamele görmemiştir.Pozitif ayrımcılık desek çokmu yumuşatmış olurum bilemedim..

    12 Mart, 12 Eylül darbesini yaşamamış görmemiş olanlar olsa,diyeceğim ki bu ülke de 28 Şubat gibi yıkıcı bir darbe gerçekleşti. Ama durum ne yazıkki böyle değil. Tekrar yineliyorum; Darbenin her türlüsüne karşıyım sonuna kadar da kınarım. Ama durum yancı medyanın,belli başlı siyasilerin ve gerisi ideolojilerin yorumları,adaletsizlikleri ve Sol'a vurulmuş darbeleri görmemezlikten gelip; 28 Şubat'ı tek geçmekse işte burda bir çarpıklık,gözle görünen bir çirkinlik ve kasıtlı ''ötekileştirme'' vakası var demektir.



    Ben hiçbir zaman,sağcılara sırf ideolojilerinden dolayı zulm edildiğini,hakaretvari ve aksi pankartlar açılıp protesto ediliğini yada linç gösterileri yapıldığını görmedim göremem de,görmeyelim de.. Lakin, Malum Dinciler her şekilde din gibi kutsalı kullanarak dokunulmazlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak,bu süreçte Sol'un kökü kazınmıştır.Kominizmi zaten geçiyorum ütopik bir ideoloji idi öyle de kaldı,Lakin sol denilen bir ülkü vardı ise bu ülke de bunun da son kalıntıları 12 Eylül darbesi ile son bulmuştur,tükenmiştir.

    Şimdi bu neyin tantanası?.. Ben hiç Laikliğe,kemalizme lanet yağdıran kişilerin zul çektiğini görmediysem de, Ateist olduğu aşikar olup Salman Rüşdi adlı -ateist-yazarın kitabını türkçeye çeviren Aziz Nesin'e linç girişimi olduğunu çok çok iyi biliyorum.Hatta O kitap yüzünden -güya şakirt kesimin anlık galeyana gelmesiyle - Madımak denilen son derece trajedik ve iç yakan bir olayın yaşandığını biliyorum.biliyoruz.. Hiç ayrıntıya girmiyorum daha fazla o dönemki hüklümetin ve yargının tepkileri hakkında. Az okumak yeterlidir.. Neymiş efendim? Sol görüşlüler,Alevi olanlar dı onlar değil mi?.. Bu ne perhis bu ne lahana turşusu!

    28 şubat, dincilerin siyasal geçmişlerini kendi ideolojileri adına aklamak amacıyla kullandıkları bir araç haline gelmiştir artık iyice. Zulme,darbeye,demokratiksizleşmeye karşı isen; Bunu her platform da , her koşulda, her darbede yapmak zorundasın. Sadece için de ''din''unsuru ; var diye hiçkimseyi,hiçbir ideoloji ve inancı ötekileştiremessin.Darbenin iyisi, yarar getireni yoktur,olmamıştır olmayacaktır.. Ama Şu bağlam da bunu kullanıpta tek taraflı gözle Hükümetin de kışkırtması ile öteki darbeleri sol da sıfır bırakıp durup durup 28 Şubat'ı lanetliyorsan bu ülke zaten artık bir çıkmaza girmiştir,geçmişler olsundur..

    12 Eylül darbesi için iyi bir adım gibi gözükse de Evren'in yargılama süreci; Biz görmüyormuyuz bunun bir tezgah olduğunu 28 Şubat süreci için? Buna ölümü gösterip sıtmaya razı etmek denir. Sen başta ucundan demokrasimsi ataklarını koklat, sonra hoop ''nasılsa bunu gösterdik bu arada kaynayacaktır; biz asıl amacımıza koyulup devamını getirelim 28 şubattan''de. Olay budur. Zaten içi boşaltılmayan,lime lime edilmeyen bir mecra kalmadı ülke de.. Sağlıktan,yargıya,eğitimden ekomomiye kadar; üstüne insanların manevi duygularını kullan ve saf kesimi kandır.. Bu da son noktadır zaten.Altın vuruş diyorum ben buna.

    Umutsuz bir tablo çizmek ve bunları düşünmek istemeyip banane artık ya desem de; Düşünen beyin durmuyor,bişeyler söylemek yazmak çizmek istiyor ki artık tek yapabildiğimiz bu zaten.Sonu nereye varır dahe neler görürüz demeden hoop yeni bir icraat ile daha karşılaşıyoruz,diğeri unutuluyor.. Bu kısır döngü gibi sürüp gidiyor.. işin hazin tarafı ise, Atatürk'ün,laikliğin,Ülkemde'ki mozaiğin, demokrasi umutlarının gün geçtikçe unutturulmaya çalışıldığı bir ülke'de yaşıyor olduğum gerçeği.(Atatürk-Kemalizm ve solculuğu aynı platformda ele almıyorum,orada bir karışıklık olmasın).Daha acı tarafı; Gelecek nesil,çocuklarımız ve torunlarımız, Bu ülke'nin geçmiş ruhunu, Kurtuluş savaşımızı,Cumhuriyetimizi Ve büyük kurucusu Atatürk'ümüzü nasıl anıp hatırlayacak bunun belirsizliği..Tek bildikleri 'Sol'' savaşın kötü, doğru yolun sağda olduğu; 28 şubat ülkenin tek ve en yıkıcı darbesi olduğu olacaktır bu bağlamda..

    Çok derine inmemeye çalışarak paylaşmak istedim gündem konumuz olduğundan mütevellit.Ne mgk toplantısı,ne Erbakan'ı ayrıntıya girmek istemedim.Tamamen geniş bir bakış açısıyla paylaşmak istedim yine.28 Şubat'tan girip, Ülke'nin umutsuz tablosuna alakasız bir geçiş yapmış olsam da; nedeni, hepsinin buraya bağlanmasıdır.Hani derler ya diziler de;''tamamen hayal ürünüdür,kişiler ve olaylar gerçek değildir'' diye. işte bu da benim söylemimle , ''Kişiler ve olaylar tamamen gerçektir, gerisi tamamen benim Yorumumdur'' . Sürç i lisanım olduysa affola.Saygılar..
    1 ...
  43. 127.
  44. şanlı onurlu bir günün adıdır efenim.
    1 ...
  45. 126.
  46. türkiyenin soyulması, krizden krize sürüklenmesi, azınlık hükümetlerinin kurulması, atanmışların seçilmişleri ezmesinin meşru görülmesinin başlangıcıdır. askerin kışlaya, yani olması gerektiği yere tam anlamıyla dönmesi 15 yıl almıştır. ordunun asli görevine dönmesi, "ordu göreve" diye pankart açan kendilerini aydın zanneden üç beş fosili üzmüştür o ayrı.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük