film 4 bölümden oluşuyor. insanlığın başlangıcı kısmında sanki bir belgesel izliyormuşuz gibi yapmışlar. sonraki yerlerde uzay gemisinin atmosferi mükemmel yapılmış. iç mekan detaylarını başka hiçbir yerde görmedim öyle ki bazen filmi durdurup inceledim. filmde diyaloglar çok az. klasik müzikler ise çok güzel. aksiyon seven, sesli anlatım arayanlar sıkılabilir. ama onun dışında bir manzarayı, sanat eserini seyretmeyi seven insanların da bayılacağı filmdir. sembolizmi çok kuvvetlidir. imdb ile aynı puanı veriyorum, 8.3/10.
ilk başta siyah ekran yer alır. çünkü primat öncesi insanlıktan sayılmamaktadır, bunu da filmin primat kısmı başlamadan birkaç dakika siyahlık gösterilerek yansıtılmıştır. primat siyah monolit taşa dokunduğunda artık alet yapmayı öğrenmişler ve siyah taş artık oradan kaybolmuştur.
ikinci kısımda ise astronotlar aydaki monolit taşı araştırmaya gitmişlerdir. buradaki taş da primatların alanına yerleştirilen taş ile aynı zamanda yani 4 milyon yıl önce yerleştirilmiştir. bu kısımda astronotların kendi aralarındaki konuşması da primatların davranışlarıyla aynıdır.
insanlık her ne kadar burada gelişmiş gibi gözükse de toplam gelişimi açısından neredeyse primatlarla aynı seviyededir. kubrick bunu ise insanın mama tarzı şeylerle beslenmesi, yerçekimsiz yürümeyi öğrenmeye çalışan kadın, tuvaletin nasıl kullanılacağına dair yönergelerle göstermiştir.
üçüncü kısım ise jüpiterle ilgili bir görevdir ve burada yapay zeka olan hal 9000 ile insanların mücadelesi anlatılır. peki hal 9000 neden insanlarla mücadele etmiştir? david hal 9000'in hafıza merkezine girdiği anda gizli bir video kaydı oynar, bu görevin çok önemli olduğunu söyler ve oradaki astronotların bile mahvetme ihtimaline karşın tam o zamanda açıklanması gerektiğini düşünülmüştür. işte hal 9000 ise bu görevi ne olursa olsun tamamlamak için programlandığı ve bu video kaydı da yüklendiği için görevini tamamlamak amacıyla önce görevi tehlikeye atabilecek olan insanlardan kurtulmaya çalışmaktadır.
son kısım ise son kalan astronotun bir mekana kapatıldığını görmekteyiz. bu mekanı siyah monolitleri diken uzaylılar yapmıştır. ilk başta bu mekan tam insanlara göre gibi gözükmektedir ama sonrasında mekanın içinde bazı tuhaflıklar göze çarpmaktadır. bu da insanın hayvanları bir mekana kapatması ve mekanın o hayvanın doğal alanı gibi yapmaya çalışmasına karşın asla doğal alanı olmamasına alegori yapılmaktadır.
bu mekanda david ilk başta delirse de sonradan alışmaktadır zaten mekanda gördüğü kendi alışmış yaşlı halidir. bu yaşlı hali de artık son halini görür. son halinden sonra da dünyaya bir yıldız bebek gönderilir. bu yıldız bebek Nietzsche'nin şu sözüne atıftır: "insan, bir an önce kargaşasını kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır." Zaten o an arka planda ve daha önce de çalmış olan klasik müzik Nietzsche'nin böyle buyurdu zerdüşt kitabından esinlenerek yapılmıştır. Nietzsche'nin üst insan ulaşma arzusuna da atıftır.
ayrıca filmde şunlar da dikkat çekmektedir. uzay gemisinde nasa değil panam logosu vardır. panam filmin yapıldığı tarihteki bir amerikan uçak şirketidir. bu da gelecekte uzay yolculuklarının artık sıradan hale geleceğinin ve herkes tarafından ulaşılabileceğinin bir atfıdır. yine bu minvalde astronotların toplandığı alanda da hilton yazmaktadır hani şu ünlü otelleri olan şirket.
birkaç saniyeliğine geçen bazı uzay araçlarında da çin ve almanya'nın bayrağı yer almaktadır. çin bayrağı ise çok ilginç çünkü bu da kubrick'in ileri görüşlülüğünü göstemektedir.
apple tablet yapıktan sonra samsung da bir tablet yapmıştır. bunun üzerine apple samsung'a patent ihlali davası açmıştır. samsung ise bu fikri apple'dan çalmadıklarını 2001 a space odyssey filminde gördüklerini söylemiştir. samsung bu savunmasıyla davayı kazanmıştır.
Şunu söylemem şart, bugün çok büyük zevkle izlenebilecek bir film değil. Özel bir ilginiz varsa oturup izleyebilirsiniz, onun dışında çok zor. Şu kadar söyleyeyim, filmin çok büyük bir oranı, bugünkü filmlerde anlık gösterilip bitirilecek şeyler iken bu filmde yeri geldiğinde 5 dk harcanmış şeyler. Misal gemilerin yanaşması sahnesini 1 anlık görürsünüz, bu filmde yanaştığını an ve an görüyorsunuz.
Gerçekten ama onun dışındaki detaylarda ince elenip sık dokunmuş, o zamanda gerçekten iyi fikirler ortaya atılmış ve uygulanışı da elden geldiğince gösterilmiş. Onun dışında filmin hikaye kısmı da benim için aşırı muğlak olduğu için pek girmek istemiyorum.
yapıldığı yılın çok ilerisinde olan film. filmin yılını bilmeden izleyen bir insan yılını tahmin edecek olsa en fazla 90'lar yapımı olarak tahmin eder diye düşünüyorum.
Sürekli “ulan onu o zamanlarda nasıl yapmışlar” dedirten film. Özel efektler ve illüzyonlar 1968 yılının çok ötesinde. Bugün bile bu filmi çekmek her babayiğidin harcı değil.
Keşke avatar hakkında değil de bu film hakkında tez yazsaydım.
ilk önce interstellar filmini izlememden mütevellit olsa gerek; bu kitap ve film arasında acayip benzerlikler mevcut. hal9000 ve tars en önemlisi sanırsam.
evrenler arası geçişten başınız dönecek öyle hiiç kokain falan almadan alice harikalar diyarından evil dead evine giderseniz tüyleriniz diken diken olur.
düşünün 1967 deki anlayışa ve kurguya.. bir de bizim daha yeni sinemaya girmiş filmlerimize..
Yok arkadaş başka gezegenlerin insanlarıyız bariz.
harika bir film olmasına rağmen türkiye'de entel filmi gözüyle bakılmaktadır. bunda ekşi sözlük enteli şahısların da katkısı vardır. hatta bütün bu izlenimi onlar yaratmıştır.
sinema tarihinin gelmiş geçmiş en önemli eserlerinden biri olan film aynı zamanda stanley kubrick'in en önemli yapıtıdır. bu filmi gerçekten her izleyen anlayamaz, ilk izleyişte pek kimse anlayamaz onun için filmi anlamak için biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor filmi birkaç defa izlerseniz anlayacaksınız ki bu sadece bir bilim kurgu filmi değil aynı zamanda bir felsefi film günümüzün bilim kurgularının yanında dahi kötü durmaz hatta bir çoğuna ilham kaynağı olmuştur örneğin interstellar filminin karadelik sahnesinin a space odyssey den ilham olunduğunu düşünmekteyim zira filmde dave Jüpiter'e ulaşınca Bowman Discovery One gemisini pod ile terkeder ve yörüngedeki bir başka dikilitaşı incelemeye gider. Taşa yaklaşınca bir ışık hüzmesine kapılır ve yüksek süratte bir yolculuğa başlar. Yolculuk esnasında tuhaf gezegenler ve kozmolojik olaylar görür. Yolculuğun sonunda kendini pod ile birlikte bir yatak odasında bulur. Kendini uzay kıyafeti içerisinde orta yaşlı bir adam, yemek yiyen yaşlı bir adam ve yatakta uyuyan çok yaşlı bir adam olarak görür. Daha sonra dikilitaş odada belirir. Çok yaşlı adam parmağını taşa doğru uzatır ve Yıldız Çocuğu denen, bir balon içerisindeki bebeğe dönüşür. Balonun içerisinden Dünya'ya bakar.
bilimkurgu sinemasına sınıf atlatan, 1968 yapımı stanley kubrick başyapıtı. kubric kullandığı "match cut" ve "jump cut" gibi o tarihte henüz adı duyulmamış teknikler kullanmıştır.
indirdim , bekliyorum . izlemeye de açık söyleyeyim pek bir taraflarım yemiyor . Bu filmi anlayacak kadar entelektüel birikim sağladığımı sanmıyorum zira .
açıkçası fazla abartılmış bir film olduğunu düşünmekteyim. felsefi fikirleri ya da klasik müziklerinin oldukça iyi olduğunu kabul ediyorum, johann strauss blue danubesi zaten çok iyi müziktir ama ne kadar iyi olursa olsun on dakika boyunca gökte salınan bir uzay mekiği eşliğinde verilince ister istemez sıkıyor insanı. ayrıca film genel olarak çok yavaş ilerlemekte, full metal jackettaki hızı istemiyorum zaten ama solaristen daha yavaş olmasını da istemezdim. açıkçası filmin en eğlenceli kısmı maymunların kendi içindeki çekişmeleriydi. elbette izlenmeli ama bir filmi sadece verdiği fikirler için izleyeceksem ve filmi izlerken sıkılacaksam bergman ya da tarkovski filmlerini tercih ederim.
Bir kaval kemiğinin başlattığı medeniyeti(!) anlatan kubrick eseri.
yatarken izlenmemesi gereken filmlerin başını çeker, uyuya kalma ihtimaliniz yüksekdir.
yakın zamanda kitabını okuyacağım güzel filmdir. uzaya ortamı konusunda tecrübelerimizin kısıtlı olmasına rağmen fazlasıyla gerçekçi ve bugün bile zevkle izlenen bir filmdir. efektleri yılının çok çok üstündedir. müzikleri, uzay ortamındayken sessiz modlara geçilmesi filmin hem biçim hem içerik bakımından kalitesini yansıtır.
üç sene önce onbeş saatlik bi uykudan uyanıp izlemeye kalkmıştım bunu ben. ilk yarım saat geçmeden tekrar uyumuşum. bi tür eziyettir bu film. yarım saat kendi başına zıplayan maymunları izlersiniz de entel olmaya çalışan ergenlerden bir tanesi çıkıp aga biz ne yapıyoruz demez.
Bugün gene hakkında konuşurken bir arkadaştan sonunun nasıl olduğunun anlaşılmadığı yorumunu aldım. Bu film orjinali 1001,2001,3001 olan bir kitap serisinin ikinci kitabını konu olan bir sinema filmidir. Yani hikayenin sonu değildir.
film çekilmiş 1968 yılında, ben izledim 2015 yılının bir temmuz gününde. çok film izlerim ama ancak fırsat oldu, kusura bakma kubrick hocam. iki küsür saatlik yorucu bir maratonun, uzay boşluğunda akıp giden sessiz uzun sekansların ardından hakkında denebilecek çok şey var ama önce bir dinlenip, mümkünse 3-5 sigara içmek lazım bünyenin kendine gelmesi için. sırf entel görünmek adına abi adam aşmış taşmış vs gibi muhabbetlere girmeyeceğim zira, bu filmi 10 kişiye izletsen rahat 7'si bu ne amk! hayatımda izlediğim en bayık film der, geri kalan 3 kişiden biri anlamadığı halde aptal gibi görünmemek için manyak filmdi yahu herifler yapmış kardeşim moduna girer, geriye kalan 2 kişiden biri sanki birşeyler anladım ama ne ulan ne? diye düşünürken kendini bulur, geriye kalan o son kişi gerçekten filmin mesajını almıştır zira benden daha zekidir.
onu bunu geçelim de hacı, hakikaten 1968 yılında bu nasıl bir öngörü lan, uzay teknolojilerine ve geleceğe dair, özellikle yapay zeka konusuna dair. bazı sahnelerde sıkılmış ve hadi bitsin anasını satayım dememiş olmama rağmen bu ileri görüşlülüğe saygı duydum ve şapkamı çıkarıyorum, yani bir şapkam olsaydı çıkarırdım.
filmi izledikten sonra taşların yerine oturması adına, aşağıda yer alan linkteki 4 aşamalı flash videoyu izlemek şart, en azından benim gibi sondan ikinci kategoriye giriyorsanız.