birkaç defa üst üste okuyup bitirdikten sonra paranoyak birisi haline gelmeme sebep olmuş, karamsar kitap.
bu arada kanımca büyük birader üzerinden dini göndermeler vardır. insanların büyük birader'i taparcasına sevmesi, iki dakikalık nefret ayinleri tam da günümüz türkiye'sine ışık tutmuş sanki. büyük birader'in yerine kimleri koyacağınızı biliyorsunuz.
kitabını okuduktan sonra filmini de izlediğim yapıt. kitaptan filme uyarlamayı şahsen seven biri değilimdir. niye sevmediğimi bu filmde bir kez daha görmüş oldum. kitapta verilen düşüncelerin hiç biri filmde size geçmiyor. hatta kitabı okumadan filmi çok anlamsız ve sıkıcı gelebilir. ilk olarak filmini izleseydim 'çok sıkıcıymış.' deyip kitabını okumazdım kuvvetle muhtemel. kitabını okuyun ama tavsiye ederim, öğrenecek ve hakkında düşüneceğiniz bir çok şey var.
okumayanların biran önce okuması gereken kitap.
içinde günümüzden çok şey bulmak mümkün.
okurken çoğu ayrıntıda "acaba tayyip bu kitabı örnek alarak mı ilerliyor" dedim.
orwell'ın distopyası.
romanda söz konusu olan sosyalizmin değil totaliter rejimlerin yani faşizmin eleştirisidir ki orwell bir sosyalist olup, faşizme karşı da bizzat elinde silahı cepheden cepheye koşturup savaşmış bir kişidir.
kelimelerin anlamlarını bilmeden kullanan yazarlar için :
bu eserde parti ve/veya parti ileri gelenleri dolaylı yoldan ölümsüzlüğü bulduklarını iddia ederler.
"parti gibi düşün. sen öleceksin ama partinin fikirleri sonsuza kadar sürecek. partiyle ölümsüzlük kazanabilirsin." daha sonra detaylı bi' açıklama getirmeye çalışırım. patatesler yanacak. cav.
komünizmin tam anlamıyla amınakoyan bir kitaptır bana göre. Daha yeni okudum. Büyük birader karakterinin stalin olduğunu düşünüyorum. Tabi eğerki tarihsel dönemler uyuşuyorsa.
george orwellin 1948 yılında yazdığı bir kabus senaryosu , bir karşı-ütopya romanıdır. "48de bitirdim , çok ileri bir tarihte geçiyor , öyleyse rakamları yer değişteriyim" diyerek kitabın adını 1984 koymuştur. hep beraber anıldığı üzere cesur yeni dünya ile birlikte efsane bir roman. aldous huxley'nin kitabı cesur olmasa da hakkaten yeni bir dünya (#21589700), 1984 ise daha bir yakın , daha bir olası.
bu romanda halk 3,5 kesime ayrılır. yüksek kesim/iç parti , orta kesim/dış parti , alt kesim/proleterler ve afrika-endonezya gibi sürekli el değiştirilen yerlerdeki köleler şeklinde sıralayabiliriz. o ortamı gözünüzde canlandırmakta zorlanıyorsanız ; iç parti için v for vendettadaki önemli devlet adamları , dış parti için ise das leben der anderen izleyin derim. neyse sonuçta yönetilmesi gereken belli bir halk var. gavurlar crowd control denen zımbırtıya iyi kafa yoruyorlar yalnız. huxley'nin evrenindeki bokanovski işlemi , soma , pavlovvari şartlandırma teknikleri , hipnopedya gibi tekniklere karşın orwell'in evreninde de istenilen sistemin yani 'ingsos'un (ingiliz sosyalizmi) oluşturulması ve sürdürülmesi için gerçeklik denetimi(çiftdüşün) , suçdurdurum , aklakara , iki dakika nefret ve yenisöylem gibi uygulamalar kullanılmıştır. ama şöyle genel bakınca 1984 bir tık daha önde bir eser.
kitabın içeriğine gelirsek , parti sloganındaki 3 temel cümlenin goldstein'ın kitabındaki ayrıntılı açıklamaları çok kaliteliydi.
-savaş barıştır
-özgürlük köleliktir
-cahillik güçtür
çiftdüşün'e ayrıca değinmek lazım. ingsos'un en temel unsuru , sistemin sigortası vasfındadır.
--spoiler--
içtenlikle inanarak bile bile yalan söylemek , artık uygun görülmeyen her türlü gerçeği unutmak , sonra yeniden gerektiğinde de gerekli olduğu sürece yeniden anımsamak , nesnel gerçekliğin varlığını yadsımak ve bütün bunları yaparken yadsıdığın gerçekliği göz önünde bulundurmak...bunların hepsi de olmazsa olmaz şeylerdir. 'çiftdüşün' sözcüğünü kullanırken bile çiftdüşün uygulamak gereklidir. çünkü insan bu sözcüğü kullanmakla , gerçeklikle oynayıp onu çarpıttığını kabulleniyordur ; yeni bir çiftdüşün'le bunu kafasından siler ve yalan her zaman gerçeğin bir adım önünde , bu böyle sürüp gider. sonuç olarak , parti 'çiftdüşün' sayesinde tarihin akışını durdurabilmiştir ve hepimiz biliyoruz ki , daha binlerce yıl durdurmayı sürdürebilir.
--spoiler--
*
*
" 'nasıl'ını anlıyorum da 'neden'ini anlamıyorum"a verilen cevap da kitabın özet sonuç cümlesidir zaten: "parti , iktidarda olmayı yalnızca kendi çıkarı için istiyor!" bu kadar basit. geri kalan yaptıkları tüm pislikler için de raskolnikovdan gelsin: "iktidar , ancak 'eğilip' onu almak cesaretini gösterenlere verilir..."
dili bile ona göre düzenlemişler. konuşma dili olarak oluşturulan yenisöylem , düşünce ufkunu genişletecek biçimde değil , daraltacak biçimde düzenlenmiştir.
örnek vermek gerekirse : "özgür" sözcüğü yenisöylem'den çıkarılmış değildir , ama yalnızca "sokağa çıkmakta özgürsün" ya da "ormanda özgürce gezebilirsin" gibi deyişlerde kullanılabilmektedir. eskiden olduğu gibi "siyasal özgürlük" ya da "düşünsel özgürlük" anlamında kullanılamamaktadır , çünkü siyasal ve düşünsel özgürlükler artık birer kavram olarak bile kayıplara karışmış , o yüzden de adlandırılmalarına gerek kalmamıştır.
*
*
dipnot-1: filmde winston smith'i oynayan john hurt de v for vendettada büyük biradervari bir karakteri oynuyor. yaa nereden nereye..:) şaka bir yana metod oyunculuk candır. bu adam da sanki hiç genç olmamış , yıllardır yaşlıymış gibi. film de 1984 yapımı. eh işte , izleyebilirsiniz ama pek bir şey beklemeyin. https://galeri.uludagsozluk.com/r/519364/+ https://galeri.uludagsozluk.com/r/519365/+
dipnot-2: bu ecnebilerin kendi kültürlerini değerli kılmadaki başarısı (bkz: shakespeare)
# kafatasınızın içindeki birkaç santimetreküp dışında , hiçbir şey sizin değildi.
# işte şimdi , düşüncelerini dile getirebilmeyi başardığında , can alıcı adımı attığını geçirdi aklından. her davranışın sonuçlarını , o davranışın kendiisi doğurur. yeniden yazmaya koyuldu : "düşüncesuçu ölümü gerektirmez : düşüncesuçunun 'kendisi' ölümdür."
# istatistiklerin ilk başta verilen rakamları da sonradan düzeltilmiş rakamlar kadar uydurmaydı. örneğin , varlık bakanlığının o çeyrek için bot üretimi tahmini 145.000.000 çiftti. gerçek üretim ise 62.000.000 çift olarak verilmişti. oysa winston , bakanlığın tahminini yeniden yazarken , rakamı 57.000.000 olarak kaydetmiş , böylece belirlenen hedefin aşılmış olduğu yolundaki sava doğruluk payı bırakmıştı. nasıl olsa , 62.000.000 çift gerçek rakama 50.000.000'dan daha yakın olmadığı gibi , 145.000.000dan da yakın değildi. dahası , hiç bot üretilmemiş de olabilirdi. kaldı ki , ne kadar bot üretildiğini kimse bilmediği gibi , zerre kadar umursamıyordu da. tek bilinen , kağıt üzerinde bol keseden bot üretilirken , okyanusya halkının belki de yarısının yalınayak dolaştığıydı. aynı şey , şu ya da bu ölçüde her alandaki kayıtlar için geçerliydi.
# küçük kurallara uyarsan , büyük kuralları çiğneyebilirdin.
# insanın içine giremezler . hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu 'düşünüyorsan' , onları yendin demektir.
# savaş , görüleceği gibi , artık tümüyle bir iç sorundur. eskiden, bütün ülkelerin egemen kesimleri , ortak çıkarlarını bilerek savaşın yıkıcı gücünü sınırlandırabilmelerine karşın , birbirleriyle gerçekten savaşırlar ve savaştan zaferle çıkan her zaman yenik düşeni yağmalardı. günümüzde ise asla birbirlerine karşı savaşmamaktadırlar. savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın amacıtoprak ele geçirmek ya da toprak yitimeyi önlemek değil , toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini sağlamaktır. demek , "savaş" sözcüğü bile yanıltıcı bir anlam kazanmıştır. üç süper devlet , birbirleriyle savaşmak yerine , sürekli barış içinde kalarak birbirini kendi sınırları içinde rahat bırakma konusunda anlaşsaydı , sonuç nerdeyse aynı olurdu. çünkü o zaman da her biri dış tehlike baskısından uzak kalır , kendi dünyasında yaşamayı sürdürürdü. gerçekten sürekli olacak bir barış , sürekli bir savaşla aynı kapıya çıkardı. parti üyelerinin büyük çoğunluğu daha dar bir anlamda anlasa da ,
parti sloganının özündeki anlam budur : "savaş barıştır"
# en iyi kitaplar , insan zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır.
# egemen kesimin iktidardan düşebilmesinin yalnızca 4 yolu vardır;
-ya bir dış güç tarafından alt edilecektir,
-ya ülkeyi yönetmekte kitlelerin baş kaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır,
-ya güçlü ve hoşnutsuz bir orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır,
-ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini yitirecektir.
bu nedenlerin hiçbiri tek başına işlemez , dördü de şu ya da bu ölçüde bir arada etki eder. kendini bunların hepsine karşı koruyabilen bir egemen sınıf sürekli iktidarda kalabilir. önünde sonunda , belirleyici etken , egemen sınıfın zihinsel eğilimidir.
# kitleler kendi başlarına asla ayaklanmadıkları gibi , sırf ezildikleri için ayaklandıkları da görülmemiştir. açıkçası , kıyaslama olanağından yoksun bırakıldıkları sürece , ezildiklerinin farkına bile varmazlar!
# insanın azınlıkta olması , tek kişilik bir azınlık olması bile , deli olduğu anlamına gelmiyordu. bir doğru vardı , bir de doğru olmayan ; doğruya sarıldığın zaman , tüm dünyayı karşına bile alsan deli olmuyordun.
totaliter bir dikta rejiminin ultra süper teknolojik araçlarla big brolar gözetiminde milleti kaçışı olmayan ve karşı konulamaz bir biçimde 1984 kere kanunen fofeynklemesi durumu.
george orwell in yazdığı korku ütopyasıdır. büyük birader ile tanışmamızı sağlayan kitaptır. ama sanki yazdıkları artık günümüzde yok mu ? tabiki var.artık telefonlarımız bilgisayarlarımız izlenip dinlenilmiyor mu? tabiki evet. bu yazılan ütopyanın bir karakter üzerinden anlatılması bence diğer ütopyalara göre daha iyi olmuş. platon un devlet kitabı ve thomas more un Ütopya adlı eserlerini okudum orada karakter üzerinden gidilmediği için insanı biraz sıkabiliyor ama bu kitap film tadında olmuş hatta 1984 adlı bir film varmış onu izlemedim ama kitabı okudum.
içeriğe gelecek olursam spoileri basmak zorundayım kitabı okumamış arkadaşlar bu entrynin devamını okumasın bence.
kitap iyi hoş ama nedense o sonu hiç iyi bulmadım sonunu okuduktan sonra nedense küfür ettim. öyle son mu olur arkadaş ? yani kitabı bitirecek uygun bir son yokmuş gibi sanki o sayfadan sonra kitabın gerisi yok edilmiş gibi bir sondu. aslında iyi hoş son orjinal bir son ama ne bileyim insan bir an bekliyor winston ne zaman öldürülecek winston a ne olacak diye beklerken aniden öyle bitmesi garip geldi. tabi burada yazarın yaşadığı o hastalıklarıda göz ardı etmemek lazım. aslında garip sonları severim fakat nedense bu kitabın sonunda kendimi küfür etmiş halde buldum. julia ve o'brien karakterleri insanlara güven konusunda güzel bir ders veriyor. 101 numaralı odada winston un fare sahnesi ise bir insanın aslında ne kadarda ilk önce kendini düşündüğünü bize açık açık gösteriyor. öyle bir durumda winstonun yaptığını yapmayacak olan çok az insan vardır.
fakat kitap hakkında merak ettiğim bir konu ise kitapta çoğu şey detaylı olarak anlatılmış iç parti, dış parti olayları var halk sınıflara ayrılmış proleter vs vs var. peki kitapta bahsedilen o milyonlarca askerler nasıl var ? bu askerler nasıl seçiliyor. mesela çocukların casus olarak yetiştirildikleri yazılıyor fakat askerler kimlerden oluşuyor kimlerden seçiliyor bu konu hakkında hiç değinilmemiş.
edit : kitap hakkında aklıma takılan sorunun cevabını akil tutulmasi adlı yazar arkadaşımız özel mesaj yoluyla bana yazmıştır kendisine teşekkür ederim.
Totaliter rejime güzel bir eleştiri. Ancak yeterince akıcı olmadığını düşünüyorum. Distopya anlamında, Cesur Yeni Dünya ve Fahrenheit 451 daha ilgi çekiciydi.
hakkında george orwell tarafından komünist rusya eleştirisi olarak yazıldı diye bir şehir efsanesi dolaşsa da gerçekte soğuk svaş öncesinde 1949da basılmış, bütün totaliter rejimlere eleştiri niteliğinde kült bir kitap. içinde bulunduğumuz dünyanın da özgürlük ve demokrasi teraneleri altında adım adım 1984e benzediğini görmenizi ve kimin hangi tarafta olduğunu bilmediğiniz bir başkaldırıda benliğinizi kaybedebileceğinizi idrak etmenizi sağlayan bir başyapıt.
ayrıca biri bizi gözetliyor olarak ülkemizde de yayınlanan programa ecnebilerin big brother demesinin sebebi kuvvetle muhtemel bu kitapta geçen büyük birader sizi izliyor ifadesidir.