çok özlemek ve sevilmediğini bilmek diye bir durumla da acıyı ikiye katlar.
düşünsene, saçma sapan bir detayda bile onu bulmak, adının bir romanda geçmesi, bir filmde ya da birinden duymak bile beyninden vurulmuşa döndürebilir. unutmak istediğin ne kadar şey varsa haince hatırlatır sana ve özlemek, içinin kavrulmasıdır, yanmasıdır.
net.
Çocuklara enteresan sorular sorup cevap almaya bayılırım. Ufku açar.
Beş yaşındaki kuzenim iklim'e "Özlemek nedir?" Diye sordum da "Nerdesin demektir." dedi.
Doğru söze ne hacet.
yanınızda olsa geçecektir aslında her şey, bu kalp ağrısı bile. sıkıca sarılacak, kafanızı sıcacık kollarının arasına gömecek, asla çıkarmayacaksınız mesela. bir de en tatlısından bir öpücük konduracaksınız yanaklarına. asla bırakmayacak gibi sarılacaksınız. ama yanınızda olsa işte...
özlemek allahın cezası bir eylemdir. çaresizliktir. yaşaman için su içmeye ihtiyacın vardır. ama senin önünden bütün suları almışlardır. su içmen gerekiyordur, içemiyorsundur. ölmüyorsun ama su diye yalvarır hale geliyorsun. ölmüyorsun ama "o" diye yalvarır hale geliyorsun. sabahları uyanmak için bir nedenin yokmuş gibi geliyor. günü anlamsız ve boş geçirmenin hiçbir anlamı yok senin için, özlüyorsan eğer. bi sarılsam diyorsun, ah bi sarılsam tüm gücümle. beni bırakma diye yalvarsam diyorsun. ne sen sarılabiliyorsun ne de o gitmekten vazgeçiyor. özlemenin en acı zamanı alışmaya başladığını fark ettiğin zaman. susuz yaşayamam demiştin fakat yaşayabildigini fark ettin. e onsuz yaşayamam demiştin, onsuz da yaşayabildiğini fark ettin. sonuç olarak özlemek kötü, yokluğuna alışmak daha da kötü. allah yaşatmasın, yaşatıyorsa da eğer sabrını gücünü kişiye versin.
80-90 yıllarında yaşadığımız huzurlu ortam. Müzik, yediği içtiği ayrı gitmeyen paylaşımcı arkadaşlıklar, beklentisiz aşk ortamı. gelecek kaygısının %99 olduğu bu dönemde o günler bile özleniyor.