tanitim etkinliginde eglenceli seyler belirtmis, mizaha yakin, zaruriyeti varolus sabalakligimla ilintili, sevimli olma cabasina gerekli gereksiz girismis idim. eyleme gecme amacimin musebbibi elbet zaman denilen yirmi dorde gereksiz yere bolunmus yas alintisina hicvi yerlestirmek, yeni insanlara kendimi tanitirken ilgilerini usturuplu bir sekilde ustume cekmeye calismak idi. bagirmadan duramayanlardanim, kizmak; 20 yas sevimliliginin heybesinde budalaligini maskeleyemeyen gul yuzlu canana, yahut hemcinslerimin dogaya ozdes hemfiil etkinliklerine!
tepkilenip, tepiklenmek benim gibi cabuk sinirlenen, yasantisiyla ilgili yerli yersiz izdirap, luzumundan az yahut cok, amma her sart ve o sartin dolaylarinda kusursuzluga yatkin insanlar icin; arzulu, zevklicenedir ve diyalektik bakis acisina yatkin yeni fikirler, yeni cinlikler getirmektedir, ya da getirmek demektir. is eyleme gecmediginden surec sadece surreal olan sanal krematistik sapkinliklari, liberal snobizm, kadinlara etkileme, hem cinslerimi seklen olmasa da zikren uyusturma cabalamasiydi diyebilirim.
simdi suraya kadar okumayi bilmis, okudugundan bir kac cumle cikartabilmeyi gorev edinmis kisiler, az once belirttigim fikri kopiy paste edip tatli hanim kizlarimizin profillerine ilistiriversinler. bittabi biraz dusunerek gercege dondureceginiz etkinlik icin kisa bir yol vermek isterim, yansitiniz. saniyorum psikologlar buna projeksiyon yontemi diyorlar, psikiyatrlar da yapay aklilestirme diyor olmaliydilar. esnaf ve zanaatkarlar odasi, banane mina goyim diyecektir, kezaa berberler de.... yani yasattigimi sandirdigim sablon bana ait degil dostlar.
mizahtan zerre anlamasam da kelime, uslup ve zeka oyunlari ile durumu kotarabiliyorum. apolitize, edinimsiz rustu eksik yasitlarimin, erili disili demeden, mutesebbis kendimi de ihmal etmeden nasil uyusturulmus, nasil yalnizlasmis oldugunu buyuk izdiraplarla izliyorum. biz ve bizim gibiler arkadas gruplariyla sosyal olabilseler de foto yahut cinsel dustur gudusu, mizah ve eksik siyasa belagati ile hunharca tuketiliyor, kisisellesiyor. kendilerine verilen payede yapayalnizligi tek celsede ve her gun ust uste yasayabiliyorlar. sinirlenmeye basladim, asil konuma kendi konumuma donmeden, geri gelmek istiyorum. yo hayir donemeyecegim, cunkuleyin hususun alt metnine inecek, soylemlerinden kendim icin de cikarimda bulunmami isteyecek kisiler sunu soracaklar. ne?
soylemek istedigim, hepinizden olmasa da, bir cogunuzdan cildirasiya nefret ediyorum. gozumde uyusuk, yetersiz ve bunalima yatkin varliklarsiniz. yalan soyledim az once, kotu hissetmenizi istedim sadece. hayir, durun, kendimi dolmusa bindirmistim, sonra indirdim amma, susmamaliyim. bir cogunuz demisim az once, iftira bu, asilsiz ve sapkinca, dogruyu soylemeliyim. yuzde yuzunuzden suphesiz igrenmekteyim. yuzde bin yuzunuzden tiksinmekteyim.
az once aranizdan biri cesaretlenip "ne" diye sordu bana. korkuyorum, gelecek elestirilerden degil, prensesi yuz yillik uykusundan uyandirip yaslanmis nekrofiliye yatkin kadavrasini cussemde tasima zahmetinden fellik fellik kaciniyorum. lamelif cizmeden, kurgunun etrafindan dolambaca girmeden soylemis unlu bir deyis ustasi; insanlarin elinden tanrilarini alirsaniz, onlara yeni tanrilar vermek zorunda kalirsiniz. bu ugras benim gibi kizgin amma yetersiz, kaymak tabaka gebesi amma anarsist hayalperestler icin yorucu, uzucu, gereksiz buhranlardan ilkecesi olacaktir. yoksa ne isin var ulan burada diyebilecek adam zaten, diyalektigin yasal anti tez sazani olacagindan nazarimca kullanisli, akilli ve dise dokunur kilinacaktir.
burdayim cunku;
: )
2006 haziran'da bir sosyal network'te ofke basligina yazdigim yazi idi.
michael tobias'ın versus yayınları'ndan kasım 2006'da çıkan kitabı.
kitapla ilgili karakutu.com'da yer alan zihin açıcı tanıtım yazısını 'dostum link ölü'* vaziyetine düşmemek için copy-paste'lemeyi borç biliyorum:
Geleneksel toplumların insan ve doğa arasında kurmayı başardığı uyum, aydınlanma sonrasında insanın egemen olduğu ve diğer bütün canlıların onun için varolduğu inancıyla bütünleşen büyük ve karmaşık bir hiyerarşi zinciri yarattı. Geleneksel toplum üyeleri doğaya müdahaleyi en aza indirgeyip, bütün canlı türleri ile akraba olduğu varsayımdan yola çıkarak, hem kendini hem de doğanın bütün görünüşlerini yüceltmeye uğraşıp, büyülü bir dünya yaratma telaşına girerken, modern insan, doğanın büyüsünü bozup, kendi dışındaki her şeyi işlevsel ve akılcı bir bakış açısının yarattığı korkunç bir ideoloji ile bütünleştirdi.
Bu ideolojinin merkezinde insan vardı ve o insan doğanın hakimi, kendi dışındaki tüm türlerin efendisi, yaratan ve yok eden kötü ruhlu bir tanrıydı. Aslında doğanın denetim altına alınması aynı zamanda insanın da denetim altına alınması anlamına geliyordu ki; bugünkü insan trajedisinin kökeninde de aynı ideolojinin izlerinin bulunduğunu görmek için fazla çaba harcamaya gerek yoktu. Bu nedenle çağdaş devrimci akımlar, siyasetçiler ve benzerleri önemsemese de, doğanın zincirlerinden kurtulması, insanın özgürleştirilmesi mücadelesinin de bir bileşeni olduğu artık kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktaydı.
Modern insanın bu trajedisi, onu yozlaştıran, alçaltan, kimliksizleştirip, kendi doğasından kopmasına neden olan büyük bir yıkımında başlangıcıdır. Bu nedenle Modern insan alçaktır ama alçak doğduğu için değil, alçalmadan yaşama şansını yitirdiği için bu böyledir. O kadar yozlaşmıştır ki, doğanın karşısına çıplak elle çıkmaya cesaret edemediğini haykırmak yerine o, doğayı fethetme adına, silahlarıyla donanmış büyük ve haşin bir orduyu salar yağmur ormanlarına.
O kadar gaddardır ki, sadece bitip tükenmez açlığı bastırma sevdasına bütün bir sığır türünün tüm bireylerini bir ahıra kapatıp, birer idam mahkumu gibi, tümünü kılıçtan geçirme işini sadece bir zaman sorununa indirgeyebilir. Tüm hayvanların yumurtalarını çalan, bütün balık türlerini tüketen odur. Ağaçları kesen, kesecek ağaç bulamayınca plastiği üreten odur. Atmosferi zehirleyen, ozonu delen, utanmazca yeni felaketleri hazırlamak için, yeni buluşlar peşinden koşan odur. Binlerce fareyi, binlerce maymunu deneylerinde birer canavara çeviren onun kültürüdür. 'Vahşi' olduğu için köpekbalıklarını öldüren, timsahların derisinden ayakkabı yapmayı düşleyen onun uygarlığıdır.
Ondan başka hiçbir canlı, balinaların ya da fokların yağlarını depolamayı düşünmez. Onun dışında hiçbir tür hayvanları yararlı ve zararlı diye ayırmayı beceremez. Onun dışında hiçbir canlı, bir başkasını evcilleştirip, kendi hizmetinde kullanmayı planlayamaz. Onun uygarlığı dışında hiçbir şey, atmosferi kirletip, ardından hijyen dolu steril bir mekan tasarlayamaz. Modern çağ kibirli olmanın erdem, alçak gönüllüğün sefalet, egemenliğin kutsal kabul edildiği karanlık bir uygarlık yaratmıştır.
işte tüm bu nedenlerle akılcılık da iflas etmiştir. Çağdaş insani yıkımın önüne akılcı yöntemlerle çıkmanın olanaksızlığı ve hepsinden önemlisi insan olarak varolabilmek için, önce insanı kutsayan bu uygarlıkla hesaplaşılması zorunluluğu, öfkeden ve cesaretten yoğrulmuş yeni bir umut arayışını da beraberinde getirmektedir.
Öfke adıyla Versus Kitap'tan yayımlanan roman bu umut arayışının felsefesi üzerine kurulmuştur. Hayvan Hakları Mücadelesini; zavallı, acı çeken canlılara yardım edebilme mücadelesi kolaycılığından çıkaran, hayvanların özgürleşebilmesinin, insanın özgürleşme mücadelesi ile yan yana sürdürülmesi gerektiğini savunan yazar, kurbanın acısını anlayabilmek için kurban olmanın gerekmediğini, ya da başka bir deyişle acı çeken ezilen, bir tek canlının varolduğu koşulda insan dahil hiçbir canlı türünün asla özgür olamayacağını anlatmaya uğraşmaktadır.
Kitap, eğer özgürlük için umut var olmaya devam edecekse; çağımızda öfke duymanın ve cesaret göstermenin varoluşun neredeyse tek biçimi olarak kaldığını anımsatmaktadır. Aynı yayınevinden daha önce çıkan Suptopia romanındaki kahramanların modern toplumun karşısından neredeyse klişeleşmiş yalnızlıkları ve çaresizliklerine karşı, Öfke tek başına olsa dahi her bireyin sorumluluğu olduğunu, o sorumluluğun da insan olabilmek için elimizde kalan son şans olduğunu hissettirmektedir.
güvenin yitirildiği, ilişki diye bilinenin gerçeği yansıtmadığının öğrenildiği an geçerli olan ilk duygu. her şeyi yıkıp dökme, duvarları yumruklama isteği yaratan.
Öfke, sinirlenmenin ileri seviyesidir. Kimse kendini öfkesine kaptırmamalıdır. Öfke çocuklar tarafından, anne ve babalarına yaptırım uygulamak adına da kullanılır. Görülen başlıca öfkelenme şekli, zangır zangır titreme, kalbin hızla çarpması, sağı solu yakıp yıkma isteği, şiddet kullanma isteği, gözün dönmesi, ağızdan çıkan kelimelerin kontrol edilememesi. Bir sonraki adım intikam hissidir. Sizi öfkelendiren kişi ya da olayın hakkından gelmek istersiniz. Hayatımıza olumlu katkısı bulunan bir duygu değildir. O yüzden mümkün olduğunca kendimizi öfkeden uzak tutmamız lehimizedir. Keskin sirke küpüne zarar. Her öfkelendiğimiz an, kendimize ve bedenimize zarar verdiğimizi, böylelikle hastalıklara daha açık hale geldiğimizi unutmayalım.
Birde
Yalnız başıma kalsam da
Sen yanımdasın
Bir gölge, bir çılgınlık belki
iyi ki varsın sen
Bekliyor bir aşk, bir yalnızlık belki
iyi ki varsın sen
Sensin son sözüm
Sensin gerçek yüzüm
Gerçekleri gördüğüm
jonathan kellerman'ın artemis yayınlarından çıkan son kitabının adı.kitap kapağında yazan övgülerden etkilenip aldığım ve bitirdiğim hiç de inandırıcı olmayan sıradan bir polisiye-gerilim romanı.