henüz 7- 8 yaşlarındayken kendimden iki yaş küçük kuzenimle armutlu'nun taşlı topraklı yokuşlarında, ellerimizde bozulmuş bir kasetin bandıyla koşuşturuşumuzu hatırlıyorum. dilmizdeki şarkı da dün gibi aklımda; ''bu yolda dönenler oldu, mum gibi sönenler oldu. yar göğsüne baş koymadan vurulup düşenler oldu...'' tekerleme gibi bir şeydi bizim için, sözlerini tam olarak anladığımız söylenemezdi ancak anladığımız bir şey vardı ki o da; bir yol vardı ve bu yol önemliydi.
yıllar değişti, yerler değişti, o yola olan inancımız değişmedi.
iyi ki ben senin gibilerin var olduğu bir dünyaya açtım gözlerimi. iyi ki yaşadığım yıllara şarkılarınla eşlik ettin, renk kattın. iyi ki eli böğründe analardan, mahpuslardan ve acılardan çokça bahsettin.
iyi ki doğdun be gözüm. iyi ki vardın.
ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
dalgalansın dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağlar eriten sabrı,
merhameti
yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy
kalan sağlar