evrim teorisi başlangıçla ilgilenmez, ancak başlangıçla ilgilenen çalışmalarla kolkoladır. dünya, üzerinde ilk proteinlerin oluşmaya başladığı zamandan bu yana - ki yaklaşık 3.5 milyar yıl, dile kolay - çok büyük değişimler geçirdi. o "ilk" şartların laboratuar ortamından yeniden oluşturulması - doğru sıcaklık ve enerji değerleri, uygun kimyasal çorbası (metan, amonyak, su vs.) gibi - çok çok zor bir süreç. Henüz bunu kimse yapamamış olsa da bilim adamları epey yaklaştılar sonuca. 1950'lerdeki Stanley-Miller deneyinden bu yana çok sayıda deneyde yaşam için gerekli kimyasal yapıların (şeker, temel protein ve DNA yapıtaşları gibi) laboratuar ortamında oluşturulduğu görüldü.
Stanley-Miller deneyi belki birebir ilk şartları karşılayan bir deney olmayabilir ancak aminoasit ve şekerlerin basit moleküllerden kendi kendilerine oluşabileceğini göstermesi açısından bilimde bir kilometre taşıdır.
Sonrasında yapılan deneylerde de zaman zaman herhangi bir enzim olmasa dahi kendi kopyalarını oluşturabilen basit aminoasit dizileri oluştuğu (küçük bir RNA parçası gibi) da görüldü.
Bu noktada şunu söylememiz gerekiyor: Canlı ile cansız arasındaki geçişmeyi nasıl ayırt edeceğiz?
1- enerji üretebilme
2- kendini kopyalayabilme
bunlar bir "şey"e canlı diyebilmemiz için gerekli şartlar.
Bilim adamları, ilkel canlıların basit bir zarla çevrili kendisini kopyalayabilen moleküller olduklarını ve bu gün yaşayan tüm canlıların milyonlarca yıl boyunca süren evrim süreciyle bu canlılardan türediklerini düşünüyor. yapılan deneyler de bu düşünceyi destekleyen sonuçlar verdiler.
Bu deneylerin verdiği en önemli sonuç, herhangi bir dış müdahale olmadan kendi kendisini kopyasını oluşturabilen moleküllerin oluşabileceği idi, yani tanrıyı bu denklemin dışına atmak için yeterli nedenimiz var.
en önemli nokta şu ki bilim henüz ilk canlıların oluşum aşamalarını tam anlamıyla açıklayamamış olsa dahi kesin olan bir şey var ki ilk ilkel canlılardan bu güne bir evrim sürecinin geçirildiğidir, bu konuda şüphe yok.