bir çok kişi gibi puslu ve buruk anılarımın olduğu tarih.
1999'da internet yeniydi, dial-up modemlerle bağlanırdık. lisedeydim o zaman, kanımız hızlı akıyordu. 17 ağustos gecesi bir kızla bu yeni alemde chat yapıyorduk, bir hafta önce buluşcaktık ama bi aksilik olmuştu, önümüzdeki hafta sonu buluşmaya karar vermiştik. ben suadiye'deydim o avcılar'daydı. o gece 2 gibi yatmıştım, hemen uyudum yorgunluktan. uykumda bir ses duydum, büyük bir diş gıcırtısı gibi, ses gittikçe arttı, kulakları tırmalar hale geldi. yattığım yatak zangır zangır sallanıyordu. rüya değildi, duyduğum ses binanın demirlerinin birbirine sürtünme sesiydi ve ev üzerimize yıkılıyordu sanki. annem kolumdan çekiştirdi yataktan kalkmam için, ben cenin pozisyonunda kalakalmışım çünkü. gözlerimi zar zor açtım, ayağa kalktım ama yürüyemiyordum sallantıdan. annem kardeşlerimi de odalarında topladı dışarı çıktık, 2.kattaydık ve apartman merdivenlerinden inmeye başladık, bina hala sallanıyordu. dış kapıya geldik ama demir kapıyı açamıyorduk. arkamdan babam yetişti, o da asıldı kapıya ama açamadı. nihayet sallantı kesildi ve ancak o zaman açabildik kapıyı. sonradan öğrendik ki tüm bunları 45 sn içinde yaşamışız. hala bana bile inanması zor geliyor. sokağa çıktığımızda tüm mahalle atlet-don dışarıdaydı. hemen herkes gibi arabamıza gittik, radyoyu açtık, ilk yarım saat, bir saat, belki iki saat pek bir haber gelmedi ama sonrasında gölcük'te durumun çok kötü olduğu haberleri gelmeye başladı. amcamlarda izmit'te oturuyorlardı ama bir hafta önce memlekete gitmişlerdi. cep telefonları uzun süre çalışmadı. o gece komşularla sabahladık. yan komşumuz zamanında parası yetmediği için ara katı deniz kumundan yaptırmış, kafasını duvarlara vuruyordu. bir başka komşumuz taşınmadan bahsediyordu, bir başkası izmit tarafındaki akrabalarını düşünüyor ve arabayla gitmeye hazırlanıyordu.
radyodan kötü haberler geliyordu devamlı, biz anlatılanları duydukça irkiliyorduk.
gün ışıdığında babam ve arkadaşları izmit'e gitmeye karar verdiler. ilaçlar, battaniyeler, ekmekler, sular hazırlandı, iki araba yola çıktık.
bundan sonrası felaket filmleri gibiydi. amcamların evleri sapa sağlamdı ama öyle evler yıkılmıştı ki. film seti gibiydi, moloz yığınları her tarafa saçılmıştı ve canını kurtaran insanların tek derdi vardı, o moloz yığınındaki yakınlarını kurtarmak. ne ilaç istiyorlardı, ne battaniye, hatta ne su, ne ekmek. elleri ile binaları kazıyorlardı. bizim yardımlar durumu iyi olup, şoktakilere gitti çoğunlukla, dediğim gibi asıl depremzedeler canlarının derdindeydi. sonradan öğrendik ki, ölülerinin derdine düşmüşler. hava sıcaktı ve bir an önce ölülerin bulunup gömülmesi gerekiyordu. buz pistinin ölülerle dolup taştığını öğrendik. en acısı da devlet yoktu, o gün türkiye cumhuriyeti de yıkılmıştı. bizim gibi yardım amaçlı gelenler vardı ama kimse ne yapacağını bilmiyordu. gölcük tarafına hiç geçemedik, malzemelerin tamamını dağıttık ve geri döndük.
evdekilere çok detaylı anlatmadık gördüklerimizi. bugün hala hayal gibi geliyor o görüntüler. şimdi arada yine gidiyorum amcamlara, çatlat binaları sıvadılar, üzerinde aylarca koca kırmızı çarpı olan binaları bile boyayıp boyayıp sattılar. en çok kolonları kesilip, alttaki dükkana yer açılan apartmanlar yıkılmış, hala kolonlar kesiliyo mu bilmiyorum. mutlaka az da olsa dersler alınmıştır diye düşünüyorum.
babam uyarılar üzerine sokakta yattığımız bir gecenin sabahında bizi amcamların yanına, memlekete gönderdi. amcamlara da bir müddet daha memlekette kalın, izmit'e gelmeyin dedi. öyle yaptık, bir ay kadar kaldık memlekette.
o kızla sonra hiç karşılaşmadım internette, avcılardaydı ve ne oldu bilmiyorum ama kötü bir şey olmadığını umut ediyorum.