Saat sabahın on'u. Uykusuz geçen bir gece beraberinde inanılmaz bir can sıkıntısı ve düşünce yoğunluğu getirdi. Peki, neler düşünüyordum. inan bilmiyorum lakin şunu hatırlıyorum. Otomatik portakal.
2-3 sene önce bir arkadaşım filmini önermişti. Ne oldu bilmiyorum ama kaynadı gitti ta ki Pangaltında ki sahafta görene kadar. Bir solukta okunan bir kitap. Şimdi kitabın özetini vesaire aktarmaya gerek yok ufak bir arama ile o bilgilere ulaşılabilir.
Şimdi biz dünyada ki bütün kötülükleri engelleseydik ne olurdu. insan düşünmeden edemiyor. Öyle bir şey olacak ki insanlar hep iyi duygularla yüklü olacak. Hırsızlık, adam öldürme gibi basit suçlardan büyük suçlara her şey sona erecek. Bütün insanlar iyiyi isteyecek hayır hayır iyiliği istemeyecek sadece kötülük yapamayacaklar.
Peki, insanı insan yapan daha doğrusu hayvanlardan ayıran özellik nedir? O özellik özgür olmamız yani seçim hakkının biz de olması. Bize sunulanlar arasından biz istediğimizi seçeriz. Ama hayvanlar öylemi. Hayvanlar içgüdüleri ile hayatlarını sürdürüp gider. Peki, bize iki seçenek sunsalar ve biri iyi biri kötü olsun (Kime göre? Neye göre?) şimdi biz kötüyü seçemeyeceksek ne anlamı kaldı insan olmanın. insan kendi yolunu kendi seçendir. Yani önemli olan iyilik değil önemli olan seçim, tercih şansı yani özgürlük.
işte Otomatik Portakal özellikle de kitabı bana bunları düşündürdü. Ama size tavsiyem kitabını okumadıysanız filmden önce okumanız. Bu arada Aziz Üstel çok şahane bir çeviri yapmış.
Geriye kalan tek bir düşünce kaldı.''Acaba şimdi yatsam mı? Yatmasam mı?''