e-5 olağan günlerinden birini yasamaktadır. 3 şeritli yol, emniyet şeridi fetişistlerinin ve "ulan bu şeridi geniş yapmışlar galiba, dur bakalım biraz sıkışsak bir şerit daha çıkar mı bu malzemeden" insanlarının yardım ve desteğiyle 5 şeride çıkmış, tümüyle durmuştur. dakikalar süren beklemelerin, kıyasıya cereyan eden şerit kapma savaşlarının ardından, bu keşmekeşin sebebine "bakabilme" şerefine erişirsiniz. ters gidiş istikametinde bir kaza olmuştur. sizin gidiş istikametinize en ufak bir menfi katkısı olmayan bu hafif hasarlı kazaya, bir iki saniyelik de olsa "iki çekiçle düzelir bu" bakışı atmaya hevesli ve bu bakışı atmak için frenine saniyelik dokunarak trafiği tıkayan şerit kardeşlerinize ağız dolusu söverken aynı anda "macun bile istemez buna valla" bakışı atıyorsunuzdur o kazaya. işte bu, reyting dediğimiz olgunun en kaba, en yontulmamış halidir. ajdar anik efendinin türk televizyonlarında eğer bir reytingi varsa, bu kazanın reytingi ile aynı temeller üzerine oturmuştur.
"olağan dışılığın" doğal reyting potansiyelinin ajdar vakası ile pek alakası yoktur. ajdar efendinin reytingi bir "travma reytingi"dir.
sokakta yürürken caddenin ortasında bir insan kümesi görürsünüz. merakınza yenik düşer "nooooluyo lan" diyerek göz atmaya gidersiniz. kalabalığı yardığınızda birbirine tokuşmuş iki araba ve sigara içerek muhabbet eden iki şöfördür sahnede olan. ve dakikalardır o arabaların kırılan farlarını, dağılan tamponlarını izleyen seyirciler.
yine bir kalabalık. bu kez sesler de geliyor. yine merak. yine gözlem. sonuç : iki kişi küfürlü kafirli kavga ediyor, bir kişi ayırmaya çalışıyor ve yine seyirciler...
yolda üzeri gazete ile örtülmüş bir cesedin etrafını sarmış kitle cesedin üzerindeki gazeteyi okumuyordur hiç bir zaman. cesede bakıyordur. neye ve niye baktığını hiç düşünmeden...
hırsız girmiş bir dükanın kapısın önüne park etmiş bir polis arabasının hemen arkasında konuşlanan sessiz kalabalık, dükkanın doğal müşterileri değildir. "hırsız girmiş dükkan" oyununun olmazsa olmaz seyircileridir.
işte ajdar anık'ın aylardır televizyon gündemini meşgul edebilmesinin sebebi insanlarımızın travmalara gösterdiği bu yoğun ilginin sonucudur.
ajdar anık'a insanlar "Aaaa ne kadar ilginç, farklı, marjinal bir tip" diyerek ilgi göstermiyorlar. "Bu ne lan!!" diyorlar. Gülüyorlar, belki acıyorlar ama elleri kumandanın tuşuna gitmiyor. Çünkü kendisi başlı başına bir travma olan bu insanın, bir sonraki travma hamlesini merak ediyorlar. Ve sağolsun kendisi hiç bir zaman bu beklentiyi boş çıkarmıyor.
ajdar anık'ın yanılgısı, kendisine gösterilen ilginin yazının başında belirttiğim ve yukarıdaki paragrafta örneklediğim "olağan dışı, marjinal, farklı insanlara gösterilen ilginin bir örneği" zannetmesi. ve bu yanılgısını fark edip "naapıyorum yahu ben?" diyeceğine dair umudum yok. o ışığı göremiyorum kendisinde.
peki ne olacak? bu nereye kadar gidecek?
bir odaya girdiğinizde, eğer odada pis bir koku varsa önce tiksinir, burnunuzu kaparsınız. bir müddet yüzünüz buruşuk, kesik kesik nefes alarak tıpkı yukarıda dediğim gibi "Bu ne lan!!" dersiniz. Fakat zamanla bünyeniz bu işkenceye daha fazla maruz kalmanıza dayanamaz ve o pis kokuyu duymaz, rahatsız olmaz hale gelirsiniz. büyük bir nimettir. bir çöplüğün, lağım akan bir derenin yanında ikamet eden insanların oralarda yaşayabilmesine imkan veren güzellik budur; "kanıksamak"...
ajdar efendi bir müddet sonra kitle tarafından kanıksanacak, travma özelliğini yitirecek ve an itibari ile kendisinin onurundan ekmek yiyen medya ajdar'ı bir kenera atacaktır. işte o zaman ajdar anık, kendini hiç olmadığı kadar yalnız ve çaresiz hissedecek, eski şöhretini geri kazanmak adına şimdikinden daha travmatik girişimlerde bulunacaktır.
ve ben, eğer bu insan evladına illaki bir acıma duygusu beslenecekse, şimdiki değil bu evredeki ajdar'a acırım, acıyorum...