şu adamı sevdiğimiz kadar ribery'yi sevseydik ve yönetime baskı kursaydık gönderilmemesi için, acaba takımda kalır mıydı diye düşünüyorum. harry iyi futbolcu da, kafası tam olarak burada değil gibi sanki. bilemiyorum. avustralyadaki ailesini mi düşünüyordur nedir; bir hüzün var adamda sanki. gücüne, yapabileceklerine engel olan bir güç var gibi. bir de biz sakatlıktan az çekmedik. çok sevdiğimiz bir oyuncumuzun ayağı kırılsa hüngür hüngür ağlayabilecek ne çok delikanlı vardır. biz diyorsak aile gibi sahipleniriz. kimi zaman da aileden biri gibi kavga ederiz onunla, kızarız, yetmez, mükemmel olmasını isteriz. peki o sahiplendiğimiz kişi bizi değil de 7-8 maçlık bir turnuvayı bizden, biz olmaktan daha önemli görürse ne olur? gruptan çıkması mucize olan ülke takımı için bizim tekrar almak istediğimiz uefa kupasını bir kenara atarsa? rüyamıza inanmazsa? ne hissederiz?
taraftarı yönlendiren duygularıdır. dedikodu mu değil mi bilmiyorum ama bu işte bir yanlışlık var. bir eksiklik var. bu kadar büyük bir sevgiyi acaba hak etmekte midir? sempati konusunda, tecrübe konusunda, yetenek konusunda on numaradır fakat aşkımıza gereken karşılığı vermekte midir? yoksa kendimizi mi avutmaktayız?