komünizm

entry1409 ↓ galeri
    397.
  1. kimilerinin cinsel özgürlük üzerinden bok atmaya çalıştığı ideoloji. onlara gelsin:

    "Cunta sonrası oligarşi bir ''devrim nikahı'' tutturdu gidiyor. Nedir bu devrim nikahı? Nereden çıktı?

    Bu konuya açıklık getirmek için önce Marksist-Leninistlerin evlilik kurumuna nasıl baktıklarına değinmemiz gerekiyor. Bizler evliliğe, nikaha karşı mıyız?

    Sadece ve sadece sevgiye dayanan, yaşamı paylaşmayı içeren bir evliliğe inanıyoruz.

    Burjuvazinin ve feodalizmin sevgi dışında oluşturduğu evlilik kurumunu reddediyoruz.

    Evliliğe paranın, şirketlerin birleşmesi olarak bakan burjuva evliliği kurum olarak yok edeceğiz.

    Kadını eve bağlayan ve kadını bir süs eşyası olarak gören ve erkeğin egemenliğine, tek eşlilik görüntüsü ardında ''dost'', ''metres'' tutmayla çok eşliliğe vardırılan evliliği, aileyi kurum olarak yok edeceğiz.

    Evet, biz burjuva aile kurumunu, sevginin, saygının, yaşamı paylaşmanın yerini; para, cinsel sömürü ve aldatmanın aldığı aileyi kurum olarak yıkıp, yerine sosyalist esaslar üzerine kurulu aileyi kuracağız.

    Üretim içinde yerini alan kadının hiçbir ekonomik kaygı duymadan, hiçbir toplumsal baskı altında kalmadan, sevgiye dayalı bir ilişki sonucu yapacağı evlilikten oluşan aileyi savunuyoruz. Özgür evlilik, ancak, özel mülkiyetin ve eş seçiminde ekonomik etmenlerin yok edildiği koşullarda sözkonusu osabilir.

    Kadının ve erkeğin ortak sorumluluğuna, iki taraflı bir sevgiye dayalı aile kurumumuzda, kadın ve erkek boşanma hakkına sahip olacaktır. Ve nasıl ki evliliğin temeli aşksa, aşkın bittiği koşullarda da evlilik bitmelidir. Bu, her iki tarafa da acı veren bir ilişkiye son vermek demektir. Ancak, bundan boşanmayı teşvik edeceğimiz, boşanma çağrıları yapacağımız anlaşılmamalıdır, ya da bu hakkın varlığı herkesin bu hakkı kullanacağı anlamına da gelmez. Biz, sadece toplumumuzun aşkı ve yaşamı paylaşmayan evliliklere dayanamayacağını, bunun üzerine sağlıklı bir toplumsal yapı kurulamayacağını söylüyoruz. Ve iddia edilenin aksine, Marksist-Leninistler sağlam temeller üzerine kurulmuş aile kurumunu güçlendirirler.

    Bizler kadın-erkek ilişkisine, evliliğe sadece ve sadece aşk yön vermelidir diyoruz. Ve aşk, beraberce yaşanılacak bütün bir yaşamın paylaşılmasında ifadesini bulur. Aşk, sadece duyguda birlik değil, düşüncede de birliktir. Yaşam, ancak duygu ve düşünce ortaklığıyla paylaşılabilir.

    işte bizim kadın-erkek ilişkilerine ve evlilik kurumuna bakışımız. Bu düşüncelerin sonucu olarak evlilik ilişkilerine sadece bir resmi nikah, kağıt üzerinde birlik olarak bakmadığımız anlaşılacaktır. Kadın ve erkeğin kağıt üzerine imza atmasıyla oluşacak evlilik, eğer sevgiye dayanmıyorsa ne anlam ifade eder? Güya tek eşliliği gösteren ve kadın ile erkeği taahhüt altına sokan resmi nikah bugünkü aile kurumunda erkeğin kadını (ya da az da olsa tersi) aldatmasını ve erkeğin dost, metres ve fuhuş yoluyla çok eşliliğini engelleyebiliyor mu? Esbette hayır! Çünkü tek eşliliğin maddi ve manevi koşulları hazır değilse, eş aldatma ve fuhuş engellenemez. Eğer bugün burjuva-feodal aile kurumu hâlâ şöyle veya böyle ayakta duruyorsa, bu, kadının ekonomik olarak özgürlüğüne kavuşamamış olması, toplumsal baskı ve kadının bilinçsizliğindendir. Burjuva-feodal aile kurumunun sağlamlığından değil.

    Tüm bunlara karşın biz Marksist-Leninistler halkımızın değer yargılarına saygılı olduğumuz için, bizim açımızdan pek bir şey ifade etmeyen nikaha da karşı değiliz. Yoldaşlarımızın evliliklerinde temel olan şey sevgi ve yoldaşça ilişkiler olduğu halde, nikah kıymakta da bir sakınca görmüyoruz. Ancak kimi durumlarda yoldaşlarımızın nikah kıyma koşullarını bulamadıkları ve bu nedenle evliliklerini Hareketimizin bilgi ve izni dahilinde sürdürdüklerini, bunu da yeterli gördüğümüzü belirtelim. illegalite koşullarında resmileştirilemeyen evlilikler, Hareketimizin nezdinde resmileşmiştir. Ancak kadın ve erkek yoldaşlarımız arasındaki ilişkide harç görevi gören aşk ya da yoldaşlık bağları koptuğu zaman, bu ilişki de biter.

    Burjuvazi ''devrim nikahı'', ''kadın ortak'' vb. ile bizleri nasıl karalamaya çalışırsa çalışsın, bunların hiçbirini bizde bulamaz. Serbest aşk, cinsel özgürlük bize değil, burjuvaziye ait kavramlardır. Bizlerin bu kavramlarla en küçük yakınlıkları dahi yoktur. Bu konuya yaklaşımımız, hiçbir yanlış anlaşılmaya yer vermeyecek kadar açıktır.

    ''Bu aşk özgürlüğü -diyor LENiN- ne yenidir, ne de komünistçedir... Komünizm keşişler getirmemelidir, tersine, yaşam sevinci, yaşam gücü, gerçekleşmiş aşk yaşamı getirmelidir. Oysa (...) cinsel azgınlık, yaşam sevinci ve yaşam gücü vermiyor, yalnızca onları azaltıyor.'' (''LENiN'le Anılar'' Clara ZETKiN, Kadın ve Aile, s.257)

    Cinsel yaşamın dizginsizliğini burjuvaca bir çöküş belirtisi olarak değerlendiren LENiN'in bu yaklaşımları burjuvazinin ve birtakım feminist akımların hoşuna gitmeyebilir.

    Burjuvaziye ve küçük-burjuva aydınlara özgü olan cinsel özgürlük tezlerini Marksist-Leninistlere yamamaya çalışanlar boşa kürek çekiyorlar.

    ENGELS, aşkın üzerine kurulacak evliliği ''zorunluluk krallığından özgürlük krallığına'' geçiş olarak niteliyor. Bizler ''özgürlük krallığı''na geçişi savunuyoruz. Bizim evliliklerimizde hiçbir dış baskı hiçbir çıkar hesabı, hiçbir önyargı yoktur. O aşka, karşılıklı anlaşmaya dayanır. Bunu, ille de kağıt üzerinde sözleşmeye dönüştürmeyi şart koşmuyoruz, bu tür formalitelerin hiçbir bağlayıcı yanı olmadığını, burjuva-feodal evlilik deneylerinden biliyoruz. Gerçek dayanaklardan yoksun bir evliliği hiçbir akit kurtaramaz. Bütün bu gerçeklere karşın, nikaha karşı olmadığımızı, ama evliliği ayakta tutacak olanın kağıt üzerine imza atmak olmadığını da bir kez daha belirtiyoruz.

    Kendi çirkefine bizi bulaştırmak isteyen burjuvazinin bir diğer karalama malzemesi de, kadını ortak gördüğümüz iddiasıdır. Bu karalamaya en iyi cevabı MARKS ve ENGELS veriyor. Şöyle diyor:

    ''Komünist düzen, kadınların ortaklaşılmasını getirmez, tersine, daha çok ortadan kaldırır.'' (''Komünizmin ilkeleri'' ''Komünist Manifesto'nun Doğuşu'', Sol Yayınları, Ankara 1976, s. 216)

    ENGELS bu sözlerini Manifesto'da şöyle tamamlıyor:

    ''...Tüm burjuvazi, siz komünistler kadınlarda ortak mülkiyeti getireceksiniz diye koro halinde bağırışıyor.

    ''Burjuva için karısı üretim aracından başka bir şey değildir. Üretim araçlarının ortaklaşa kullanılacağını duymuştur ya, bundan doğal olarak, kadınların da sosyalleşmeye (paylaşılmaya -bn-) tabi tutulacağı sonucunu çıkarmıştır.

    (......)

    ''Proleterlerin karılarını ve kızlarını el altında bulundurmakla yetinmeyen burjuvalarımız, eğer resmi fuhuş kurumundan yararlanmalarının sözünü etmezsek birbirlerinin karılarını ayartmaktan büyük zevk duyarlar.

    ''Burjuva evliliği, gerçekte, evli kadınlarda ortaklık sistemidir; (...) Bugünkü üretim düzeninin ortadan kaldırılmasıyla, bundan doğan, kadında ortaklık, yani resmi ve gayri resmi fuhuş da zorunlu olarak kendiliğinden ortadan kalkacaktır.'' (Komünist Manifesto, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Mart 1976, s. 48-49)

    MARKS ve ENGELS'in tam yüz kırk yıl önce hiçbir yoruma gerek duymayacak kadar açık bir dille belirttikleri bu sözlere karşın, karılarını ortaklaşan burjuvazinin bizleri de kadını ortaklaşmak istemekle itham etmesi komiktir, aczini gösterir.

    Biz, büyük şairimiz Nazım HiKMET'in dizelerindeki gibi

    ''Yarin yanağından gayrı

    her şeyde

    her yerde

    hep beraber'' diyoruz.

    Bu konuda bize yönelik karalamalar hiçbir sonuç veremez. Ama burjuvazi devrimcilerin kadın-erkek ilişkilerine bakışlarının halka mal olmasını engellemek ve bizleri karalamak, daha olmazsa düşüncelerimizin kitlelere çarpıtılarak ulaşması için, çaba göstermekten vazgeçmeyecektir.

    Burjuvazi bu anlayışımızı çarpıtmak ve bizleri halktan uzaklaştırmak için, sol gözüken hatta kendisine Marksistim diyenleri kullanıyor. Sosyalizmin prestijinden etkilenen küçük-burjuva sosyalistlerinin, kadın sorununa bakışlarındaki çarpıklığı ve onların sapkın ilişkilerini gösterip, ''işte bakın! Komünistler böyledir, onlar kadın-erkek ilişkilerinde özgürlük deyip, her gün bir başkasıyla ilişkiye girerler'' diyor.

    Küçük-burjuva sosyalistlerinin, feminist akımların ''cinsel özgürlükçü'' anlayışları bizi hiç mi hiç bağlamıyor. Ve bu tür anlayışlarla mücadele eden biziz. Burjuvazinin bunları bize karşı kullanarak ahlak hocası kesilmesi, demagoji ve ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Çünkü kadını ortaklaşan ve her gün bir dala konan böcek misali resmi ve gayrı-resmi fuhuş ilişkilerinin içinde yüzen burjuvazinin kendisidir. Ama bu ikiyüzlülük de onun ahlaksızlığını örtemeyecektir.

    Biz, iki cinsin ilişkisini ''bir bardak su içmek gibi basit ve önemsiz'' bir ilişki olarak görmüyoruz. Bu konuda LENiN'in Clara ZETKiN'e deyişleri çok açıktır. Şöyle der LENiN:

    ''Komünist toplumda cinsel yaşamın eğilimlerini, aşk gereksinimlerini doyurmanın 'bir bardak su içmek gibi' basit ve önemsiz olduğunu söyleyen ünlü teoriyi elbette biliyorsunuz...

    (...)

    ''Ünlü bir bardak su teorisini tümüyle Marksist-dışı ve üstelik toplumsal-dışı sayıyorum. (...) Susuzluk giderilmek ister. Ama normal insan, normal koşullarda sokak çamuruna yatıp bir çirkeften içer mi? Ya da kenarı birçok dudağın değmesiyle yağlanmış bir bardaktan? Hepsinden önemlisi işin toplumsal yanıdır. Su içmek gerçekten bireyseldir. Aşkta iki kişi vardır ve bir üçüncü, yeni bir yaşam doğabilir. Bu olguda bir toplumsal çıkar vardır, topluma karşı bir ödev vardır.'' (Kadın ve Aile, ''LENiN'le Anılar'' Clara ZETKiN, s. 256-257)

    Sokak çirkefinden ya da yağlı bardaktan su içmeyi alışkanlık haline getiren burjuvazi, ''çamur at izi kalır'' örneği devrimcilere durmadan çamur atadursun, biz doğru bildiğimiz yoldan şaşmayacağız.

    Anaerkil toplumda liderlikten köleliğe düşen kadının serüveni, sosyalizmle birlikte yeni bir dönemece girmiştir. Bu dönemeçten sonra kadın, gerçek kurtuluşuna doğru emin adımlarla ilerlemeye başlamış, daha şimdiden gerek üretici gerek yönetici olarak yeni toplumun kuruluşuna katılmıştır.

    Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlara kurtuluşu kimse bahşedemez. Kadının kurtuluşu kendi eseri olacaktır.

    Bir ülkede demokrasinin ölçütlerinden biri de, kadınların hak ve özgürlüklerinin boyutudur. Bu anlamda, en ileri demokrasiyi içerecek olan yeni toplumun kavgasını veren biz Marksist-Leninistler, LENiN'in şu sözlerini bir an bile aklımızdan çıkarmıyoruz.

    ''Proletarya, kadınların tam kurtuluşu için savaşmadan, kendisini kesinlikle kurtaramaz.'' "

    http://www.sgdf.in/kadin-...2589-kadin-sosyalizm.html
    0 ...