Minik türkiyedir. istanbullusu gelir, ne dandik şehir lan en güzel yanı istanbula dönüşü der, izmirlisi gelir, askerlik iyiydi de ankara kötüydü bu ne lan sapsarı heryer der, bursalısı gelir, kendimle başbaşa kalacağım bir denizi bile yok der. Kızları çirkin, insanları asık suratlı, elektro sazla çalınan iğrenç müzikler dinlenen, hiç birşeyi güzel olmayan şehir diye atılır da tutulur hakkında.
Fakat ankarayı sevmek gerçekten yürek isteyen birşeydir ve izmiri, istanbulu, bursası güzel alımlı genç kızken ankara anaç annemizdir. Bir çoğunuz bilmez büyük ihtimalle ama özellikle semavi dinler öncesindeki uygarlıklar genelde bu civarı mesken tutmuştur. Çünkü onları ne istanbulun denizi ne izmirin kordonboyu koruyabilmiştir. Bu insanların ekmek için buğdaya ve arpaya, etlerini tuzlamak için tuza ve şarap yapabilmek için de üzüme ihtiyacı vardır. Bunları size alımlı gençkızlar değil, ancak anaç bir ana verebilir. işte bundandır ki hititler,frigler buraya yerleşmiş, bizans iç anadoluyu selçuklulara kaptırınca bütün tahılından dolayısıyla yiyecek kaynağından olmuş, çöküşe sürüklenmesi hızlanmıştır. Bunun yanında, bugünkü irlandalıların atası olan keltler de gene bu bölgeyi mesken edinmişler yaklaşık 200 yıl bu bölgede yaşamışlardır. Bunun yanında istanbul, savaş yıllarında halkını kaderiyle bırakırken, Ankaraya ayak basan atatürk oyunlarla, halaylarla karşılanıyordu ankaranın o dalga geçilen dikmeninde. Özetle, Tanrı ankaraya böyle bir ödev vermiş sanırım, laf atılan, itilen kakılan ama eninde sonunda muhtaç kalınan.
işte budur ankara, siz de haklısınız tabi, gençliğinizi ananınızın dizi dibinde değil alımlı genç kızlarla geçirmek istemektesiniz. Ama unutmayın onlardan bir gün tekme yerseniz gene ananızın yanına döneceksinizdir.