küçük ayaklı, küçük boylu ve uzun yüzüne yaraşır uzunlukta bir burnu olan, gözlerinin altındaki sekiz çizginin sekiz çocuğunun izini taşıdığını düşünen, açık cezaevi mahkumu!
gidişinin ardından; acaba gençliğinde nasıldı, hayalleri var mıydı, diye düşündüren... okuması ve yazması olmayan, ilaç saatinin geldiğini saatte üstüne çizik atılmış sayılardan anlayan bu kadın, nasıl bakıyordu dünyaya, ne kadarını görebiliyordu? merak ediyor muydu dünyayı ve dünyasının sınırı nerde bitiyordu?
kendisini tavlamak için kadın kılığına girerek evin bacasından girmeye çalışanların kaçını yüzü kızararak anlatabilecek artık? yetmiş yaşında bir kadının çizgilerle dolu yüzüne nasıl allar basabilir o yaşta? yaşamının özeti nedir?
ziyaretine kırk yılda bir gelenlere sitem etmeyerek tersine sanki bir daha hiç görmeyecekmiş gibi koklaya koklaya defalarca öpen sonra da 'açtım şimdi doydum' diyebilen can, nasıl da dayanabildi dört saat boyunca acil servis kapısında beklemeye? nihayet bir sedyeye kavuşmuşken...
fazla mı rahattı sedye acil servis kapısındaki bekleyişin ardından? o yüzden mi bıraktı direnmeyi?
asla onunla aynı dilde konuşarak saatlerce sohbet edememiş, edemeyecek olan bir torunun anneannesi... geç kalınmış olsa da yeni bir dil öğrenme sebebi... onun izlerini taşıdığını düşünmenin verdiği sevincin yerine izlere ihanet etmeme çabası...