her sabah şükretmeden uyandığımız sabaha , bizlerle aynı şartlarda merhaba diyemeyip buna rağmen şükredebilecek iyimserliğe sahip kişilerin olması. tabi böylelerinin olması iç burkan detay değildir , iç burkan olay onların ki kadar imana sahip olamamamız.
sonra , her hangi bir kusuru olan insanların farketmeden dışlanması. öyle yanlış davranıyoruz ki hiç düşünmeden. ne iyiliğin dozunu ayarlayabiliyoruz , ne de kendini yabancı hissetmesin derken sert davranmanın dozunu ayarlayabiliyoruz. ayarlasak bile onlar için davranışlarımızı kontrol etmekten başka hiç bir şey elimizden gelmiyo , halbuki onların iki çift kelamdan çok bir ayağa , bir kola ihtiyacı var...
fakirliği kaldırırız diyoruz ya bir dilek hakkımız olsa diye iç geçirirken... düşününce başka da bir çözüm yok sanırım. açlıktan ölen insanlara nispet yapıyor gibi ekmekleri çöpe atmıyor muyuz , dayanılmaz bir vicdan azabı yaratıyor ruhumda...
öyle bozuk dengesiz bir düzen var ki şu anda dünyada. içimin en çok kırıldığı burkuldu ağlamaklı bir hal aldığı nokta ; özde , insan olmamın gerekliliğini yerine getirememem , getirememiz. aklımız elimiz ayağımız irademiz var hamd olsun. fakat nefsimiz zayıf fazlasıyla ne kötü yaşamlar olsun istiyoruz ne de olmaması için bir şeyler yapıyoruz. böyle düşününce lanet olsun demekten alamıyorum kendimi. öyle burukki aslında hayat...