büyütülen acıların zamanla ve "kişinin iradesi ve cesaretiyle" azalmasıdır.
gelişimi şöyledir:
yaşanan durum, ruh ve akla ince bir "çizik" atar.
çizik, buhranlı düşüncelerin alevinde "korlanır". artık yakıyordur da!
"yananla, yananı seyreden hiç bir olur mu?" diyerek; kendini çevreden soyutlama başlar.
ruhun dipsiz kuyularındaki su; "gözyaşından" ibarettir.
kalp; "çengelli tartıda" asılıdır. ağırlaştıkça, daha da derine batar olmuştur.
kederin içinde yatarken, bir nefes ötesindeki "yeni günle" arasında bir "tül perde şeffaflığı" vardır.
ardını görür, görmesi gerektiğinide bilir; fakat o perdeyi aralayamaz.
iradesi ve cesareti "ölmeden koyduğu o tabutta"; can çekişmektedir.
usul usul aldığı nefesin son bulması, nasıl bu kadar büyük bir "yankı ve üzüntü" uyandırabilmişti..?
ve "meçhulun ilk ilmeği atılır";
ruhun tabutta bedenle buluşması mı; "ayrılığın ilk demi midir" bu yüzleşme...meçhul!
büyük acılara da ne oldu? hangisi toprağın üzerinde yeşerip, dallanıp budaklanmaya devam ediyor..?