cem yılmaz' dan son model bir film. özellikle gora ile yükselttiği çıtanın ardından recep ivedik gibi bir filmin kafadan üçleme olarak sinemalara yansıyacak olması ve insanların "hadi lan cem işe bakalım, bak şahan en çok buraya kadar tutturabildi" söylemlerini iplemeyecek bir tip olmasına rağmen birde arog'la beklenileni yakalayamayınca -ki kendi de böyle düşünüyo büyük ihtimalle- en gıcırından en afillisinden birşey yapması farz olmuştu. ve söyliyim yapmışta. he nerden kapıldın arog'un onun da içine sinmediğine derseniz spoiler de belki bi ampul yakabilirim emin değilim. bu arada cem yılmaz'ı gözümüzde ister istemez büyütmemizden büyük şeyler bekliyor olmamızdan "wouvvv CEM YILMAZ" * istiyoruz ki koltuğa oturalım gülmeye bir başlıyalım sonuna kadar, ama yok öyle olucak gibi bir iş değil. bu iş de o kadar kolay değil. zaten bu yüzden de bence büyük bir risk alarak beklentileri düşürmek adına ki çok önemli ve etkili bir yöntemdir beğeni oluşturmada, fragmanları can çekişir cinsten yapmakta. fragmana göre izlenmez zaten cmylmz filmi. cem yılmaz yaptığı için gidiceksin. genel olarak beğeniyorsan güvenip şansını deniceksin.
gelelim spoiler içinde kalan bölüme ;
******************************
***************************
***********************
--spoiler--
öncelikle şunu söyliyim, filmin başlarında çok can alıcı bir cümle geçiyor. tam olarak hatırlamamakla birlikte "insanın anlattığı karşısındakinin anlattığı kadardır". bu cümleyle hem bir yük altına giriyorsunuz, gülmüyorum o halde malım, anlamıyorum ya da cok cok keh keh gülüp ben anlıyorum sen anlamıyon mu len andaval tribine girebiliyosunuz. esasen bu cümle cem yılmaz'ın "ben ne yaptığı mı biliyroum buna inanıyorum e anlaşamıyosak eğer sorun filmde değil ikimizin iletişiminde" deyişi manasına da gelebilir. ya da film başlarken dahi beklentileri düşürme gayreti. film çok sağlam esprilerle sizi güldürerek başlıyor. bi ondakka ihtiyaç molası verelim' e kadar olan bir sürede ise neredeyse hiç gülmüyorsunuz. oralarıda hikayeyi bütünleştirmek adına izliyorsunuz. adama da kızamıyosunuz ne yapsın adam o bölümler olmadan olmaz. sonra ikinci yarı başlıyo, siz de ikinci yarıyla birlikte gülmeye başlıyosunuz ve hiç durmuyosunuz. durdurmuyo çünkü. hatta film bitip ışıklar açıldığında ekran görünmez haldeyken bile oturmaya devam edip kısa özel çekimleri izliyosunuz. naçizane tavsiyem filmin başka salonlarda başka insanlarla en azından bir kere daha izlenmesi. zira bir " benim sünnetimde dansöz oynatmışlardı o gün bugündür sevmem" esprisini salonda kimse anlamayınca bir tek gülen siz olmayın diye kendinizi sıkmak zorunda kalabiliyorsunuz. ya da sadece bir küfür duyduğunda gülen, sanki sırtında zemberek varmışta kuruşmuş gibi davranan insanlardan kaçmak adına sabahın köründe falanda izlemek bir yöntem olabilir. ayrıca madem spoiler şunu da söyliyeyim tam olsun. atın zikinde kelebek yaşar gibi yaşamak mottosu, kelebeği yakalama, bakmak ile görmek arasındaki farka dem vurma en güzel enstantanelerdendi. son olarak açılıma yapılan göndermeler, kızılderililer ile kardeş yaşama esprileri vatanseverlik falan inceden üstünden geçilmiş enteressan olmuş. ayrıca televizyonda bu ney laaaaaaaan! dedirten cola turka reklamlarına rağmen filmde bu iticilikten hiç eser olmaması şahane bir durum. güldük eğlendik, teşekkürümüzde bu olsun o halde.
--spoiler--