girişindeki asırlık ağacımızı kadıköy belediyesinin bize sormadan kestiği semttir.
bizim ağacımızı, kadıköylülerin, istanbulluların ağacını bizlere sormadan kesme hakkını nasıl kendilerinde görmüşlerdir anlamak mümkün değil. çok edebiyat parçalıyormuş gibi olmak istemiyorum ancak içi parçalanıyor insanın. içim parçalanıyor bir kadıköylü olarak benim. çocukluğumun net olarak hatırladığım ender simgelerinden biri idi o ağaç. her gün fenerbahçeye giriyorken resmen selam verip geçerdik yanından. kızardık bazen, trafik oluyo falan diye ama asırlık bir ağaca dokunmayan anlayamaz yaşanan o duyguları. onu eken insanla bir bağ kurmuş gibi hissedersiniz. sanki ona dokunarak o semtin tarihine dokunmuş gibi tüyleriniz diken diken olur. canlı bir tarihe dokunduğunuzu iliklerinize kadar hissedersiniz.
hep sevmişimdir asırlık ağaçları ama yeri başkadır yolun ortasında tek başına dimdik duran asırlık ağaçların. sanki bir savaş veriyormuş gibi dururlar orda, betona, asfalta, insanın teknoloji dediği canavara karşı. ne oldu peki şimdi? insan mı kazandı? insan doğayı yendi mi? bu doğa aynı şekilde geri almayacak mı bir gün bizim ondan çaldıklarımızı? korumak, gelişmesine katkı sağlamak yerine, tahrip ederek, yıkıp beton yığınına çevirerek ne kazandığımızı sanıyoruz? o ağacı kesen eller bilsin ki, kadıköy halkı bir daha onları asla affetmeyecek!