akp yandaşlığının sivil toplum koludur. Akp gençlik kolları gibi hareket etmektedir. Tüm akp karşıtlarını darbeci sanan taraf gazetesi okurları olması muhtemel olan kişilerdir. Deniz som 20 kasım 2009 tarihli yazısını genç sivillere ithaf etmiş, başka lafa gerek bırakmamıştır.
-----
istanbul Barosu'nun düzenlediği ve 46 baronun desteklediği Yargıya ve Ülkene Sahip Çık yürüyüşüne katılan avukatlar Taksim Meydanı'na geldiğinde, beş yıldızlı otellerden birinin penceresinden pankart sallandırılmış:
"Darbeci Baro Taksim'e Hoş Geldin."
"Genç Siviller" sallandırmış pankartı. Polis, lüks otelde oda tutup eylem yapan iki kişiyi gözaltına almış. Alsa ne olur almasa ne olur; iktidarın yan örgütü gibi çalışanlara kim ne yapabilir ki!
Avukatlar, iktidarın yasadışı telefon dinlemelerine karşı yürüyüş yapıyor; kendisini "demokrasi havarisi" sanan zibidiler de istanbul Barosu'na "darbeci" damgası vurmaya çalışıyor. Bu ülkede son askeri darbe ne zaman oldu? 12 Eylül 1980'de. Genç zibidiler acaba o tarihte neredeydi? Cola ve hamburgerle Amerikan zibidileri gibi ayaküstü beslenerek midelerini doyuran gençlerin beyinlerini de ayaküstü bilgilerle doldurduğunun en somut kanıtıdır Taksim'e asılan pankart. Kenan Evren'in ve ardından gelen Turgut Özal'ın hayalini kurduğu "depolitize" edilmiş yarı cahil gençlik tipidir bunlar.
istanbul Barosu'nun resmi internet sayfasında "Tarihçe" bölümüne girince görürsünüz; 12 Eylül yönetiminin istanbul Barosu'nun efsanevi Başkanı Orhan Apaydın'ı hukuk, demokrasi, insan hakları, barış savunucusu bir güzel insanı nasıl öldürdüğünü!
Orhan Apaydın, bugünkü istanbul Barosu Başkanı Muharrem Aydın gibi Çağdaş Avukatlar Grubu'nun adayı olarak 1976 yılında başkanlığa seçilir. Ölüm tehditleri altında, ödün vermeden çalışır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Barış Derneği Davası'ndan tutuklanır; yaklaşık 2.5 yıl cezaevinde yatırılır; 1983 yılında darbeciler tarafından Adalet Bakanlığı marifetiyle Baro Başkanlığı görevinden alınır. Cezaevinde akciğer kanserine yakalanır; hastalığı ağırlaşınca hapisten çıkartılır. O yıllarda Türkiye'de tedavi olanağı yeterli olmadığı için ailesi tedavisini yurtdışında yaptırmak ister fakat darbeciler yurtdışına çıkmasına izin vermez! Hastalığı giderek ağırlaşır. Ölmek üzereyken darbeciler pasaport almasına izin verir, ne var ki artık hasta yatağından kalkacak durumda değildir ve 28 Şubat 1986'da 60 yaşında aramızdan ayrılır.