mutlusunu hiç görmedim. ne kendimde ne de çevremdeki kim varsa hepsinde durum hep aynı,
aynı çatı altında anlaşamayan, sürekli birbirleriyle kavga eden iki insan profili.
neticeler ise çocuk varsa katlanılıyor,
anne ve baba baskısı ile,
kör topal gidiyor.
iki taraf da hep mutsuz hep umutsuz, ot gibi bir hayatı yaşıyorlar.
neden böyle oldu?
neden bu hale geldi bu toplumun en temel taşı?
nedenleri çok ama çözümü asla yok!
imzayı atan insan bir anda canavarlaşıyor,
tanınmaz bir hale geliyor.
erkeğe sorsanız karısı annesine tapan, kendiyle yeterince ilgilenmeyen biri,
kadına sorsanız kocası kadın ruhundan anlamayan, kendini sevmeyen biri.
peki bu iki düşman insan nasıl oluyor da evlilik sözleşmesine imzayı zamanında atabiliyorlar?
amaç cinsellik mi yoksa beraber yaşama arzusu mu veya düzenli hayat isteği mi?
birbilerini ne kadar tanıyorlar?
görücü usulü evlenenler de aynı, senelerce flört edenlerde aynı.
fakiri fukarası da aynı, zengini varlıklısı da aynı.
çok dindarı da mutsuz, tatsız tuzsuz,
dinsizi de aynı.
olan kime oluyor erkenden yapılan çocuklara.
onlar sanıyor ki annem babam ve ben muhteşem bir aileyiz.
evliliğin en başında yapılan erken çocuk yapma kararı ne kadar doğru?
doğru olan birşey var.
evlilikler bitmiş tükenmiş artık.
erkek ve kadın ayrılsalar da gelen gideni aratır sözüyle
başbaşa kalacaklar.
sorunlara duymamazlıktan gelin, görmemezlikten gelin ama nereye kadar.
evlilik kutsal bir çatıydı tanrının kurallarına göre oynanan bir oyun.
tanrının kurallarına uymak zorundasınız.
çekeceksin çek,
sabredeceksin sabret,
şehvetini seni içten içe yiyecek ama sen gene dayanacaksın,
ot gibi yaşayacaksın ama sabredeceksin.
evlilik dışına çıkıp yanlışa saparsan buyur cehennem orda,
yok ayrılmak istersen buyur derdin alası yanında olacak.
beterin beteri çıkacak karşına.
daha iyisi yok bekleme.
maç, saha ve hakem herşey belli
oyuna başlarken 1-0 mağlupsunuz,
bir de hakemin kırmızı kartı olmasa.