ahah, hala gülüyorum. kartal-kadıköy seferini yapan dolmuştaydım 15 dakika önce. böyle bir diyaloğa şahit oldum. yarım yarım yarıldım ayol. hemen koşa koşa bi kafeye attım kendimi bu olayı anlatabilmek için. anlatıp çıkıcam.
belki bir tane şık, sir, yazar aynı dolmuştadır da bu entryi okur, lütfen bana ulaşsın yaa. ahah. neyse,
dolmuşa bindim, en ön koltuk boştu hemen kaptım orayı. bayılırım en ön koltuğa, dertten tasadan uzak yalnız bir yolculuk. tıpkı karayiplerin sıcacık sularından çıktıktan sonra buz gibi bir duşa giderken yapılan yolculuk gibi. bunu yaşamayan bilemez.
en öndeyim ve yolculuğumu yapıyorum. arkadan bir ses geldi,
- müsait bir yerde inebilir miyim acaba?
soru bi kere faul. kulağa enteresan geliyor. yani, "müsait bir yerde bırakır mısın?", "sağda inecek var.", "haurda eelen." gibi türlü türlü istek cümleleri varken kulağa yabancı geldi tabi bu. şöför de benle aynı fikirdeydi sanırım. şöförü tarif edeyim, genç, esmer, fırlama bir arkadaşımız. kadının bu sorunu duyduktan sonra yavaşladı ve dolmuşu sağa çekti. ardından şöyle dedi,
- bakalım inebilecek misiniz?
heyecanlı bekleyiş başladı. bütün yolcular felfecir bu sorunun cevabını bekliyordu. genç bayan acaba dolmuştan inebilecek miydi? tam bir kaos ortamı, felaket. zaman slow motionda ilerleyedursun ben aklımdan neler olduğuna dair bazı teoriler geçiriyordum ve şu sözle irkildim.
- inebilirmiş...
şöför aynen böyle dedi. kadını inerken arkasına dönüp izledi ve kadın inişi tamamladıktan sonra otomatik kapıyı kapama tuşuna basıp kafasını yavaşça önüne çevirerek sessiz bir şekilde böyle dedi, "inebilirmiş..."
bu son söz, şaşırmışlık ifadesi beni olduğum yerde gülme krizine soktu. dedim ya hala gülüyorum yaa, ahaha. dur bi sefer daha yapim ben.