en çok kıyısından geçmediği vasıfları sanki belirleyici özelliğiymiş gibi tanıtmasından rahatsızlık duyduğum insandır kendisi. şahsımı daha fazla rahatsız eden bir başka şey varsa bu zata ilişkin o da insanların çoğunun bu martavala inanmaları veyahut inanıyor görünmeleridir. bir moda çıkardı bu bir kaç sene önce, lafa gelince tüm yenilgilerin, başarısız sonuçların sorumluluğunu güya, lafta üstlenmek. ağzını açıyor, mesuliyet bana aittir diyor, daha nefes almadan hakeme, sahaya doğrudan, iki metreden kaçıran, yanlış pas atan oyuncuya endirekt olarak faturayı kesip kamu oyunun önüne atıveriyor. iyimser, güce tapar ağırlıklı insan profilinin aklında kalan ise ' helal olsun fatih hoca' ya delikanlı adam, başarıyı da başarısızlığı da sahipleniyor' görüntüsü. bunun en tipik örneğini meşhur isviçre maçında sergilemiştir. saha içi saha dışı bütün kepazeliğin baş müsebbibi olmasına rağmen şifo mehmet' i kurtlar sofrasına atıp, benim ne lakam var ya deyip çıkıvermişti zeytinyağı gibi su yüzüne. maddi konular da böyle bir alandır hocamız için. laf böbürlenmeye geldi mi mangalda kül bırakmaz, konu milli takım ( veya o anda işveren kimse onun adını anınız) olunca biz para konuşmayız deyip en küçük ayrıntıya kadar titizlenen sanki kendisi değildir. süleyman demirel gibidir fatih terim, bu ülkenin ve sakinlerinin kodunu çözmüştür. üç kere gider beş kere gelir, her gelişinde daha da kuvvetli gelir. korkum demirel gibi bir gün cumhurbaşkanı olması.