54 yıl önce bu günlerde Türkiye'de garip bir hareketlilik vardı. Kıbrıs'ta yaşanan olaylar yıl boyunca ülkenin gündeminden hiç düşmemişti. Dernekler kuruluyor, siyasetçiler halkı Rumlara karşı içten içe kışkırtıyor, "Kıbrıs Türk'tür" mitingleri düzenleniyordu..
6 Eylül günü, Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu, Demokrat Parti yanlısı istanbul Ekspres gazetesi "Atamızın evi bombalandı" manşetiyle ikinci baskısını yaptı. Gazete, tirajı 20 bin civarında olduğu halde, 6 Eylül'de 290 bin basılmıştı. O dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği'nin üyeleri, o günkü sayıyı bütün istanbul'da satmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanmaya başladı.
6-7 Eylül gecesi Türkiye'nin tarihine bir kara sayfa daha eklendi. Görgü tanıklarının ifadesiyle saat 19:00'da, Pangaltı'da, şu anda Ramada Oteli'nin yerinde bulunan ve Rum bir vatandaşın sahip olduğu, dönemin popüler mekânlarından Haylayf Pastanesi'ne yapılan saldırıyla başlayan olaylar, tüm istanbul'a, oradan da yurda yayıldı.
Çoğumuz yakın tarihimizdeki bu olayları yayımlanan fotoğraflardan ve kitaplardan takip edebildik. Beyoğlu istiklal Caddesi'ne dökülmüş gayrimüslim işyerlerine ait malların fotoğrafları, akıllarda kalan en çarpıcı karelerden oldu. Ancak 6-7 Eylül sadece Pera'da değil, istanbul'un genelinde, hatta Türkiye'de büyük ölçekli bir etki yarattı.
Yıllar sonra, emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği bir röportajda, 6-7 Eylül olaylarını, "Mükemmel bir özel harp harekâtıydı, amacına da ulaştı" diye anlatacaktı. Selanik'teki bombalama olayının da Türkiye devleti tarafından tertiplenen bir kışkırtma olduğu, Yunanistan makamlarınca o günlerde ortaya çıkarıldı. Olayla ilgili olarak, Selanik Hukuk Fakültesi'nde burslu öğrenci olarak okuyan ve MiT ajanı olduğu belirtilen Oktay Engin ve Selanik Başkonsolosluğu Kavası Hasan Uçar yakalandı. Konsolosluk yetkilileri dokunulmazlıkları olduğu için yargılanamazken, Uçar ve Engin bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiler. Engin, daha sonraki dönemde MiT'te önemli görevlere getirildi, devlet kademelerinde hızla ilerledi, ve 1992'de Nevşehir Valiliğine kadar yükseldi.
Uzun süre Samatya Sahakyan Nunyan Okulu ve Surp Kevork Kilisesi Vakfı'nın yöneticiliğini yapmış olan Melkon Karaköse, çocukluk yıllarının en kara günlerini şöyle anlatıyor: "Samatya'da, Marmara Caddesi Teferruat Sokak'ta oturuyorduk. 8 yaşındaydım. Hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Akşam saat 10 gibiydi, 'hareket' başladığında evimizin salonundaydık. Sokaktan patırtılar yükseldi. Kalabalık bir grubun uğultularıydı bu sesler. 'Bayrak as!', 'Rumlar Yunanistan'a, Ermeniler yerin dibine!' diyerek bağırıyorlar. Bizim semtte o kadar Rum yoktu, Rumlar daha çok Yedikule tarafında otururlardı.
Müthiş bir kalabalıktı, çok iyi hatırlıyorum. O kalabalık, bizim sokağın köşesinde oturan, radyo tamirciliği yapan Niko'ların evine daldı. Hemen sonra yukarıdan, Niko'nun evinin penceresinden radyoları atmaya başladılar. Ben o gece ilk kez bir buzdolabı gördüm. Niko'ların buzdolabıydı, evin camından aşağı atıyorlardı. Gördüğüm ilk buzdolabı sokakta parçalanıyordu.
Ateşin gökyüzünü kırmızı yaptığını ben o yaşta öğrendim. Bir tarafta bizim Altımermer Kilisesi'nin yanındaki Rum Kilisesi, öbür tarafta da Pulcu Sokak'ta bulunan başka bir Rum kilisesi vardı. Bunların arasında bir kilometre ya var ya yok. iki taraftan yükselen ateşle gök kıpkırmızı olmuştu. Mamama, babama sordum, 'Nedir bu?' diye. 'Yangın var, bu onun kırmızılığı' dediler. Kristali de, Pulcu Sokak'ta yakılıp yıkılan Rum kilisesinin yere dökülen avize taşlarından tanıdım."