kimse kusura bakmasın ama ben bu adamın artık acı çektiğini falan düşünmüyorum, düşünemiyorum. hayır 3 milyon öro haberini duyduktan sonra değil, en başından beri söylüyorum bunu ben. sanki kızı öldükten sonra röportaj vermek, bildikllerini aktarmak zorundaymış gibi her medya kuruluşuna ''yok aslında böyleydi, yok benim kızım o çocukla ilişki yaşamadı, yok ben kızımı iyi tanıyorum yapmaz öyle...'' gibi bir çok anlam veremediğim sözlerle ekmeklerine yağ-bal sürüyor. yahu bıraksana adam, niye anlatıyosun kızının özelini millete? polise vermen gereken ifadeyi ver, sus! daha neyin derdindesin, neyin peşindesin? ha bi de geçenlerde yediği naneyi anlatayım da iyice anlayın nasıl bir hale düştüğünü. muhabir geçmiş karşısına, soruyor gayet rahat biçimde baş kahramanımıza,
- efendim kızınızı konu alan bir film yapmayı planlıyorlar. bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
- ya şimdi teklifler geliyor evet, ama şimdilik çok gereksiz buluyorum, olmaz diyorum.
- ilerde olabilir mi?
- bu konuda konuşmak istemiyorum.
la havle, allah'ım sen sabır! o muhabire soruyu sorduğu anda tokadı, yumruğu, tekmeyi veya artık ne varsa yapıştırması gereken baba gayet doğal, sakin şekilde ''biilmiyorum, düşünmüyorum ya'' diyor... bunu söyleyebiliyor yahu, insaf. adamım sen ne olmuşsun böyle? seni ne etmiş bu kamera aşkı, medya aşkı? yazık diyorum... benim her haberini gördüğümde içimi sızlatan o kızın babası sen misin diye soruyorum artık her seferinde. acı çeken baba medya maymunu gibi ordan oraya dolaşıp türk medyasının magazin yapmasına izin vermez. ama gel anlat böylesine. sabahın köründe sinirlerimi hoplattı lan, öyyle böyle değil!