evet bu kadar kavramı birarada kullanabilecek kadar üst düzey kültüre, ansiklopedi-biyololji ve tarih bilgisine sahip darwinin yandan yemişi karakterlerin, hala demogojiden uzak, spesifik olarak bir hücrenin nasıl oluştuğunu, oluştuktan sonra nasıl kendi kıvrımlı beyinlerinin oluşabildiğini devirler ve deliller ışığında anlatamadıkları teori..
dolileri kopyalayabilen, kök hücreden nakiller yapan bilimadamları, doğadan daha mal olabiliyorlarmış..
teori doğanın eseriymiş.. ondan gayrısını allah çarparmış.. sadece dünyanın başlangıcındaki bir çorbadan oluşabilirmiş ilk hücre..
bir bilimadamı evrim teorisini savunuyorsa, o bilimadamından delil veya dinini sattığı teorideki oluşumların benzerini istemek suçmuş.. "sen bişeyler sallıyorsun üstadım ama bana dinimi satmam için bir delil getir.. bir tane kol yap. kaş yap. göz yap.." demek idamlık suçmuş..
ama biraz da haklılık payı var gibi..
evrim bizleri oluşturmuştur. onu taklit etmek veya sorgulamak veylul kuyusuna bile gitmemize sebep olabilir.. ama o zaman bir dakika sayın seyirciler.. müller denen maceracı bilimadamı neden bu kuralı bozdu o zaman? emin olamadığı bir şeyler mi vardı? ya da korktuğu?
hem neden, deneyindeki camfanusa başlangıçtaki dünyada olmayan kimyasallar ekledi? kendi de mi inanmıyordu acaba?
evrim ile yaratılış arasındaki farkı anlayamayan sucuklu yumurtalar, evrilince kağıttan uçak olmayı sandığımızı da kendi çaplarında, kendi fikir derecelerinde beyan etmekten geri durmamışlar velhasıl...
hayır değerli kardeşler öyle değil.. hayır hiç de öyle değil.. evrim denen silsileler zinciri, doğanın emrinde kağıttan bir uçak bile yapamaz görüşüdür ortak olan..
ha bu evrimcilerimiz, kağıttan uçak yapmanın doğa için kolay, çok kolay bir şey olduğunu en baştan kabullenmişler zaten..
zaten o kabullenilmese, nasıl; kağıttan değil gerçek uçaktan binlerce misli mükemmel aerodinamik yapıya sahip kuşların oluştuğunu kabullenebilsinler ki?
şimdi açıp psikiyatri kitaplarında bakacağımız bölümlere göz atalım..
insanların hislerinin enzim ve hormon dengeleriyle nasıl kontrol edildiğini anlayabilen fındıklar, kafalarını bir dakika daha meşgul edip, bu dengelerin nasıl kurulduğuna kafa yormadan hala tarih dersi vermeye çalışmıyor mu, ben ona gülüyorum..
hem bu biyolojik dengeler nereden canlıların yaratılmadığına delil oluyor ben onu hiç anlamıyorum..
din, zaten bunları da kapsıyor.. "herşeyin bir sebebi vardır, sebebin de bir yaradanı vardır" sözü buradan gelmiyor mu zaten?
sebep, hormonlardır, enzimlerdir, dengelerdir; yaratan ise allah'tır..
denklem bu kadar basit.. şuurlara mavi ekran verdirecek kadar zor bir şey değil ki bu..
a priori böyle bir şey oluyor demek ki.. yani evrim teorisine, allah'a inanmamak için inanıyor bazıları. yoksa neden, sorulan dna ve hücre evrimleri nasıl oldu sorularına laf ebeliği üretsin ki beyin?
beyin mi dedim ben? bak o tamamen ayrı mesele.. düşünüyor lan.. karar veriyor.. eline, "tut" diyor.. gözüne "gör" diyor.. midene "sen asiti salgıla, birazdan yemek cepte" diyor, adrenaline "bak ali fazla korktu, sen biraz devreye gir de ölmesin gariban" diyor..
ha tabi bütün bunlar google dan seçmece kavramlar.. entelektüel görünebilmek için seçtim ben bunları.. adrenalin de ne olaki yoksa? bi de, ya google de gezinirken harun yahya yı rasgele yazmamış olsaydım, ben bütün bunları nasıl bilirdim, nasıl söylerdim?
belki biraz uyukladığım, lise biyoloji derslerinden sallardım kalp, aort falan, belki de arkadaşlık ortamında konuşulan erotik konulardan arakladığım sperm, plasenta falan..
ama bunlara cevap alabilir miydim? tabi ki hayır.. tabi ki a priori..