beşiktaş

entry19538 galeri ses2
    1109.
  1. perşembe günü işten çıkıp 2 bira alarak, ankara'nın 38 derece sıcağında, öğlen 13:00'da -ki gece 13:00 da olmaz zira- kaldırıma yapışmış köppekler gibi pısıp koltuğuma televizyonun başına geçtim. televizyon dediysem lcd ayol bildiğin. d-smart da var. evin kuzey bölgesindeki kapalı havuzun ışıklarını söndürmeyi unutmuşum, onu bile kalkıp kapatmaya üşendim. bildiğin uyuzum yani o gün. bi de sağa sola pire fırlatsam itten farkım kalmayacak şerefsizim. n'apılır, n'apılır dedim kendi kendime [yalnızım, selam ederim] bari galatasaray'ın maçını izleyim de arda neyim birkaç hareket yapar da gecemiz şenlenir dedim.*
    maçı 90 dakika izledim. doyamadım. abartmıyorum, abartıyorsam evimdeki bilardo salonum yıkılsın, "uzatma dakikaları en az 5-6 dakika olsa keşke" diye bile düşündüm. ha galatasaray çok mu iyi oynadı? "çok" iyi oynamadı. rakip güçlü müydü? kesinlikle hayır ama sahada "takım" vardı. "adeta bir kolej havası" klişesine girmeden "bu takım olmuş" dedim. keita çıkıp yerine kewell giriyor adam "sikerler yaa maç kopmuş zaten neyşim var" diye düşünmüyor "zevk" alıyor oyundan. son dakika geliyor, 5-0 olmuş, nonda "galatasaray'ın avrupa kupalarında oynadığı müsabakalarda attığı toplam gol sayısı" istatistiğine +1 eklemek dışında hiçbir maddi, manevi değeri olmayan gol atıyor, arda yedek kulübesinden çıkıp zıplıyor.

    aklıma beşiktaşımızın porto'yla yaptığı barış kupası maçı geliyor sonra. 2. yarı nihat giriyor oyuna. eller kabadayı gibi açılmış yanlara, sağa sola "emirler" yağdırıyor. ben 26 yaşında futbolcu olsam, kaptanım benden birçok yaş düşük arda bana "şunu yap, bunu yap" dese koymaz, nihat dese koyar abi. "papaz" denir bunlara, bilen bilir. sadece anadolu takımlarında kaldığını düşündüğüm "papaz" futbolcular maalesef ki beşiktaşımızda da var artık. neyse, duran top oluyor, nihat "kot ve ucu sivri kösele ayakkabı" kreasyonuyla bezenmiş mahallenin kıro delikanlısı gibi geçiyor topun başına. insan sarrafıyım ben abicim, tello'nun o an aklından geçenleri okuyabildim. ama söylemem.

    yani, bir yanda "takım" olmuş bir galatasaray, diğer yanda "takım" olmayı 2003 yılında bırakmış bir beşiktaş. başında içi geçmiş, çağdışı futbol oynatma ustası mustafa denizli, kalesinde yıllardır "bir top nasıl uzaklaştırılır" öğrenememiş 2 saatli bomba, defansında sivok denen ne işe yaradığı belli olmayan ağır vasıta, orta sahasında kaybettiği toplarla beşiktaşımın yediği gol&pozisyonlar neredeyse kendi asistine eşit olan bir tello, forvetinde hiçbir işe yaramayan boş yere kontenjan dolduran bobo ve bunların tüm ve tek sorumlusu yıldırım demirören.

    daha önce lock bir yerlerde yazmıştı. bizim "büyüklük" gibi bir derdimiz yok. ha, belki şampiyonluk sayımız galatasaray ve fenerbahçe kadar olsaydı, bir avrupa kupası kazansaydık, takımımızda her sene yıldızlar olsaydı böyle düşünmezdik ama sonuçta böyle düşünmüyoruz. illa ki takımda yıldız olsun istemiyorum. illa ki şampiyon olalım istemiyorum. ama böyle bir duruma düşmek de istemiyorum. bu takım yine böyle şampiyon olacaksa, olmasın. şampiyonluk sayısı benim için önemli değil çünkü.

    ben, 1 ekim 2003 chelsea beşiktaş maçı'ndaki savaşan beşiktaş'ı istiyorum, ben...

    sonu çok duygusal olacak, dayanamiciiim kahya, gel şu entry'yi ekle bakiim
    28 ...