Sabır...sabır...sabır... sonra yine sabır, sonra bir daha sabır...sonra birazcık daha sabır...
Ama sütçü gibi doldururlar seni,koyarlar ateşin üstüne içindeki mikropların gitsin diye
Kaynadıkça kaynarsın, sonra yavaş yavaş kalbini kaymak kaplar ama beyaz bir kaymak değil,
karanlık böyle zift gibi işte,yapış yapış olur elini sürünce.Bütün kalbini karanlık bir kaymak kaplar fokurdamaya başlarsın artık , önce karbonhidratını kaybedersin, sonra proteinleri ,enerjinde kalmamıştır.Bir anda taşıverir sabrın tencereden. Dağılmaya başlarsın sağa sola, kızılırmak nasıl kendi toprağında doğup nasıl kendi denizine dökülüyorsa sende öyle dökülürsün aygazın üstüne.Sen o süt değilsindir aslında o sütün içindeki bir damlacık susundur.
Akacaksın...akacaksın ama bir damlasın sen kocaman denizde.Yalnızsın artık, yalnız kaldın.O yüzden tencereden hiçbir zaman çıkmayacaktın sütün içinde kaybolup boğulup buharlaşıp havaya karışacaktın.
Böylede yaşanmazdı ki sütçü amca,taşmalıydı insan! Sevdiğimiz altımızı bile kısmadı daha çok ateşi harladı taşalım diye.Ben taştım şimdi sütçü amca, yalnız bir damlayım aygazın üstünden, önce lavaboya sonrada logardan denizlere kavuştum.Baktımki yalnızlaştıkça güçlenmişim.Fakat birşey olmuş içime bir arsenik bulaşmış, içince insanı zehirleyen.Ne ben kimseyi sevebilecekmişim artık ne de kimse beni sevebilecekmiş çünkü ben zehirliymişim sütçü amca!Bu küçücük zehirli damla koca bir denizi bile kirletebilirmiş beni neden tencereden dışarı attın ki? Neden dinlemedin ki ?
Ben şimdi açık denizlerdeyim senin ulaşamayacağın ve kimsenin ulaşamayacağı yerlerde, sen hiç merak etme korsanlar bile beni bulamaz artık.Buralarda kendi kendimi zehirliyorum!
Başını sevdiğinin omuzları yerine soğuk bir duvara yaslamak, seni daha çok mutlu ediyorsa ve duvardan aldığın soğukluk, sevdiğinin sıcak omuzundan daha tatlı geliyorsa.Sende zehirli bir damlacıksın açık denizlerdeki yalnızlık meclisine hoşgeldin...
Ama Allah sütçü amcanın da belasını versin!Tencerenin altını kısmayanında...