Bir kadın, yaşadığı aşklar ne olursa olsun, o ufacık kimine göre kocaman olan yüreğinden kopan basit ya da ciddi aşk parçalarının geride bıraktığı iz ne kadar olursa olsun, şu dünya üzerinde hiç bir koşulda hiç bir zamanda ve mekanda yaşadığı aşk acısı dşında başka kişisel acılar dahi olsa, bir erkek kadar olgunlaşamaz. erkek hayatı yüklenendir. kadın ise onun bu hayatı yüklenme sürecünde duygusal açıklarından faydalanan bir bağırsak paraziti gibi yaşayıp, o organizmadan çıktıktan sonra o er kişiyi daha da olgunlaştırmasına farkında olmadan vesile olan, aşkın gerçek anlamının ve çıkış noktasının ne olduğunu bilmeyen, kendi birtakım hormonlarıyla yaşadığının en yüce duygu olduğunu sanan, ama beyniyle ve yüreğiyle "gerçekten" seven bir adamın hem ilişki sırasında hem de ilişki sonrasında bıraktığı izler ve acılar ve de güzel anılar, hoş dakikalar, yaşattıkları, yaptığı sürprizler vs vs itibariyle yanına dahi yaklaşamayacak derecede aciz, ama bir o kadar da kendini aslında dünyanın merkezinde sanan ve cidden bu bağlamda düşünüldüğünde elindeki gücün farkına vardığında dünyayı (tabii ki erkeğin dünyası) yöneten insandır.