yazarlarla pek münakaşaya girmek istemem doğrusu. ancak kökten gelen dinciliğinin verdiği hassasiyetten ve tutuculuktan olsa gerek, girdiği entrylerin hemen hemen hepsinde bu durumunu dışavuran bir yazar.
atatürk'ün dahiyane fikirlerle donanmış üstün insan olduğu fikriyatından hareketle kendisine methiyeler düzen biri olmadım. zira atatürk, etrafındaki düşün arkadaşlarının desteği ve halkın varlığıyla atatürk olabilmiştir. 'kökten atatürk'çü' olmadığımı açıkça ifade ederek iki kelam etmek isterim.
Şimdi, arkadaş "atatük ü dahi yapmak için herkesi salak yapmak" demiş...
Millet, toplumsal olayları, kitle idaresini kavrama yetisine sahip değildir. Bu nedenle, yönlendirilme ve yönetilmeleri için bir fikir babası gerekir. Bu kişi, içinde bulunulan konjonktüre göre Hz. Muhammed'de olabilir, isa'da olabilir, Napoleon Bonaparte'da olabilir, Atatürk'de olabilir.. Hz. Muhammed öncülüğü, ümmeti salak yapamayacağı gibi, Atatürk öncülüğü de halkı salak yapmaz. Halk sosyoloji anlamında yeterli bilgiyle donanmadığından, kitlesel anlamda -sosyolog ve düşün adamlarının desteğiyle- yürütülen faaliyetlerdeki muazzamlığa karşı apışıp kalır ve dehaya karşı hayranlığını ifade eder. Nasıl ki bir müslüman için Hz. Muhammed'in sakalı bile yere göre sığdırılamıyor ise, kitlelere önderlik edip, çeşitli başarılara imza atmış diğer liderler de halk tarafından yere göğe sığdırılamaz.
bugün çıkıp "atatürk'ü dahi yapmak için halkı salak yapmak" dersiniz, 'etki-tepki' mevzuatından ötürü, yarın bir başkası çıkar der ki "gereksiz bir ritüel olarak cuma namazı" (örneklerine sözlükte her gün rastlıyoruz)...
ifade etmek, etki-tepki meselesi ve tutuculukla ciddi sıkıntılarımızın olduğunu görüyorum. Şu herkesçe bilinmeli ki, Herşeyin aşırıya kaçan tutuculuğu, er ya da geç zararlı olmaya başlar. Bu tutuculuk, milliyetçiliğe karşı da olabilir, dine karşı da olabilir, atatürk'e karşı da olabilir...