gümüşhaneli bir arkadaşım var. saftirik bir eleman, zarar gelmez; ama ifrit oluyorum. ufacık boyu var, millete artistlenmeler, repçi tavırlar falan. hele de bir gelip "naber kanki?" demesi var ki ağzını burnunu kırası geliyor insanın. geçen gün başka bir arkadaşa saldırırken bacağını sıraya vurdu salak, hala sakat. neyse.
kendisi amelenin tekidir lakin akrabaları falan zengindir baya. adamlara "yarış yapacağız" dedik, fransa'dan bisiklet getirtmişler. ya yaa. işte bisiklet yarışı yapmaya karar verdik abi, bir şekilde toparladık 5-6 yarış bisikletini. kimisi çaldı* kimisi kiraladı kimisinin zaten vardı. kaç kişi yarıştığımızı hatırlamıyorum şimdi. büyük bir site var burada, onun içinde de çook uzun bir yol var. virajlı falan böyle. 20 turluk yapıyoruz. bu da en azından birkaç kilometreye tekabül etmekte ki 33 dakikada bitirdiğimi hatırlıyorum ben. hay sikeyim hesabını, boşver şimdi onu.
ehehe, tabi bu koşulları her babayiğit kaldıramaz, o kadar dakika pedal sallamak kolay değil. site sakinleri yavşamasın diye götümüze taytlar geçirip kask falan da taktık ki en yarıcı kısmı budur. ani reflekslere dönüşüyordu hareketlerimiz insanların gözünde, "aa gay, oha bisikletçi lan!"
halbuki biz hiçbir baltaya sap olamamış öküzler sürüsüydük. ben bisiklet sürmeyi 9 yaşımda dereden uçmak pahasına öğrenmiş, bilakis uçmuştum da dereden. bisikletim de olmadı hiçbir zaman, o yüzden süremedim. 14 yaşımdayken koca parkın içinde dönemeyecek kadar öküzce sürüyordum. sevişiyormuşçasına zıplıyordum selenin üzerinde, beceremiyordum sürmeyi. sonra n'oldu? ilhami abi geldi, hayvan gibi sürer oldum. ben zaten kaslı adamım, yorulmayınca sittin sene gidebiliyorum. bir lance armstrong olamam ama mahallede kırmızı külot her zaman benimdir, affetmem. yarış boyunca eksikliğini hissettiğim tek şey, babamın güneş gözlükleriydi. anamınkileri almışım ben, taşları falan parlıyormuş böyle, sonradan anlattılar millet gördükçe "kim lan bu deli?" diyormuş.
hani bir de en öndeyim ya, almışım rüzgarı arkama yardırıyorum. neyse abi...
biz bunu youtube'a koymayı falan düşündük, mis gibi yarış amına koyim, koyulmaz mı? bahsettiğim gümüşhaneli arkadaş da elinde kamerayla yarışı çekiyor. ben artık son turdayım, finiş çizgisi olarak belirlediğimiz yere son derece yakınım. kameraya bakıp el falan sallıyorum hatta amına koyim, önümde tümsek var, görünce "hassiktir" diyip asıldım direkt, ama yine fena görüntü vermedim hani.
adam o sırada başladı bağırmaya, içimden bir ses sıçacağını söylüyor ama kendimi teselli ediyorum. "finiş her zaman heyecanlıdır oğul, arkadaşın olaya heyecan katıyor" diyorum. ama ihtimal vermiyorum. yarış bitiyor, kamerayı elime alıyorum ve arkadaşın ben finişteyken söylediklerini dinliyorum... facia...
- evet der meister yarış pisikletiyle finişe doğru geliyor... eveet... yok böyle bir şey... der meister, abouu... allaaah...
***
o anki halet-i ruhiyemi siz düşünüverin. çimenlere oturdum, hüngür hüngür ağladım. ve gereksiz ayrıntılarla bezenmiş, pek de yarıcılığı olmayan bu entrymi şu bakınızla sonlandırmak istiyorum, arz ederim...