neyzen keyifle anlatır, 1.dünya savaşı sırasında aldığı bir armağan vardır. o yıllarda yiyecek çok kıt ama, sabun hiç yok. zaten neyzende yıkanmaya hiç hevesli değil. bütün vücudunu yüzlerce bit öylesine sarmış ki, kaşınmaktan derileri soyunuyor. beyazıt küllük kahvesi bahçesinde, neyzen'e birisi yaklaşıyor. sıfır numara istanbul kabadayılarından birisi gelen. neyzen'i saygıyla selamladıktan sonra diyor ki;
"senin ney'ini dinlemek, canıma can katıyor. şimdi ben sana bir iyilik yapacağım. bu iyiliği de, ancan sen anlarsın.."
kabadayı cebinden bir kutu çıkarıyor. içinden çıkardığı biri dişi biri erkek bit'i, neyzen'in ensesinden içeri bırakıyor. bitlerin ikisi de sırtında, ince çizgili birer haç var. bu çift, bir "hain bit" ailesi. kendilerine benzemeyen öteki bütün bitleri kısa sürede öldürüyor. yarım saat sonra neyzen'in bütün kaşıntıları geçivermesin mi? neyzen'e şaşkınlıktan ve mutluluktan bir hal olmasın mı? öyle ya! yüzlerce bit ölmüş, yalnız iki bit kalmış.. neyzen onları, baklava börekle bile beslemeye razı. neyzen hediyeyi veren kabadayı yı aradağında ise bulamıyor. gitmiş...