güzel, hoş tespitler ama bir dakikalığına baros u bir yana koyalım ve bakalım neler olmuş o maçlarda.
- ilk kayseri maçı: 70 küsürden sonra oyuna girdi ki yanılmıyorsam bu galatasaray formasıyla tsl'de ilk maçıdır.
- ikinci kayseri maçı : lincoln'ün kırmızı kartı sebebiyle takım 60 dakika 10 kişi oynamıştır ve mecburen bütün takım maç boyunca defans yapmıştır.
- Sivas maçı : bu sefer ümit karan'ın kırmızı kartı sebebiyle takım 45 dakika 10 kişi oynamıştır ve yine defans ağırlıklı bir futbol oynamak zorunda kalmıştır.
- fenerbahçe maçı: hem galatasaray kötü oynamıştır hem de skibbe'nin herkes tarafından eleştirilen bir kararıyla ilk 45 dakika sonrasında baros oyundan alınmıştır.
Gelelim asıl meseleye...istatistik tutmak güzel bir şeydir ama futbolu "tamamen" bunun üzerinden yorumlamak bir hatadır. Jardel diye bir gol makinası vardı adam kıçıyla bile gol atabiliyordu ama dünyanın önde gelen takımları onu almadılar. ( hem de istenildiği gibi dünya devlerine, porto ve galatasaray formasıyla şampiyonlar liginde bir ton gol atmıştır) peki neden ? çünkü günümüz futbolunda öncelikli olan "takım futbolu"na katkın ne kadar? takım sen sahadayken nasıl oynuyor ? Elbette senden gol bekleniyor ama futbola bir katkın yoksa istenmiyorsun. o yüzden baros sadece attığı gollerle bu takıma katkısı olan bir futbolcu değildir. Galatasaray'ı yakından takip edenler nonda, ümit karan veya yaser oyundayken bir galatasaray'ı izlesinler, bir de baros sahadayken ki galatasaray'ı...