birinci derecedeki rakiplerinin bok atmakta sınır tanımadığının farkına vardığımız türk takımı. günümüzden örnek verirsek; 12 mart hamburger sv galatasaray maçı 1-1 bitti. ne diyorlar efendim? hamburger sv takım bile değilmiş. çantada keklikmiş. çok gol kaçırmışlar. bu deplasman beraberliği tamamen şans eseriymiş.
ulan, sen deplasmanda 2 as stoperin olmadan sahaya çıkıyorsun, sol bekin ortaya geçip ben stoper olurum abi diyor. yedek sol bekini sol bekte, 1.sol bekini ve yedek stoperini ortada, ve sağ bekte de normalde o bölge oyuncusu olmayan sabri oynuyor. ön libero sezonu kapamış, sakat. yedek ön libero da sakat. ön liberoya normalde sağ açıkta oynayan barış özbek'i alıyorsun. bunun dışında ortada ayhan, lincoln, arda, harry. forvette en golcü adamın da sakat. bütün bu olumsuzluklara rağmen golü de atıyorsun, öne geçiyorsun. sonra henüz 2.yarının başında o ana kadar en başarılı defans oyuncun emre aşık kırmızı kartla oyundan alınıyor. yedeklere bakıyorum içim kararıyor çünkü kulubede oynayabilecek yedek yok. bu sezon o kadar sakatlık var ki. neyse defansa (stoper mevkiine) normalde 60 dk oynayabilen harry geçiyor. beraberliği yakalıyor rakip. biz ise ikinci yarının 5.dakikasından beri 10 kişi mücadele ediyoruz. ve atamıyorlar gol. olmuyor. okunmuş gibi kale. tam maç bitti derken ümit topu ağlara bırakıyor ama ipne hakem golu vermiyor. yani neden maçı anlattım? şunun için. bunu başarmak hiç de kolay değildir. bu kadar eksiğe ve kwellın defansa geçmesine, 10 kişi mücadele etmene rağmen kaybetmiyorsan sen büyük takımsın. ruhla oynuyorsun.
karşıdaki rakip, bırak hamburger sv'yi isterse 2. ligden bir takım olsun. yine de bu maç böyle bittiyse, sanki biz mecidiyeköyden çıktık çevreyoluna arabamızla çıktık gibi. kadıköye az kaldı.