Bazı insanlar vardır, hayatınıza girerler ve bir süre sonra hayatınızın ne kadar büyük bir parçası haline geldiklerini fark edersiniz. Bazı insanlar vardır, onları tanıdığınız günü hatırlarsınız ama o günün hayatınızda bu kadar önemli bir yere sahip olacağını asla tahmin edemezsiniz. Sen kesinlikle ikinci türden bir insansın.
Seni ilk tanıdığım günü hâlâ hatırlıyorum. Ortamda herkes birbirini tartmaya çalışırken sen, sanki yıllardır oradaymışsın gibi son derece rahat bir şekilde oturmuş, elindeki kahveyi içiyordun. Beş dakika içinde üç farklı konu hakkında fikir belirtmiş, bir konuda da öyle büyük bir özgüvenle konuşmuştun ki hepimiz gerçekten o işin uzmanı olduğunu düşünmüştük. Sonradan söylediklerinin yarısının tamamen kendi tahminin olduğunu öğrendiğimizde ise iş işten geçmişti.
Ama belki de seni özel yapan şeylerden biri tam olarak bu. Kendine özgü bir enerjin var. Girdiğin ortamı değiştirmeden duramıyorsun.
Seninle ilgili unutamadığım ilk anılardan biri de o meşhur cumartesi günü. Hepimiz öğleden sonra sadece kahve içip biraz sohbet edeceğimizi düşünüyorduk. Sen "Bir saatliğine dışarı çıkalım" dedin. Altı saat sonra kendimizi şehrin öbür ucunda, hiç planlamadığımız bir restoranda yemek yerken bulduk. Üstelik oraya nasıl geldiğimizi hâlâ tam olarak kimse bilmiyor. O gün hiçbir olağanüstü şey yaşanmadı aslında. Ama hepimizin yıllar sonra bile hatırladığı bir gün oldu.
Çünkü seninle geçirilen sıradan bir gün bile bir şekilde anıya dönüşüyor.
Bir keresinde de hepimiz çok önemli bir toplantıya yetişmeye çalışıyorduk. Herkes telaş içinde, telefonlar çalıyor, insanlar birbirine nerede olduklarını soruyor. Sen ise inanılmaz sakin bir şekilde ortaya çıkıp "Panik yapmayın, daha on beş dakikamız var" dedin. Tam o sırada biri saate baktı ve toplantının beş dakika önce başladığını söyledi. Yüzündeki o iki saniyelik sessizlik hâlâ gözümün önünde. Sonra hiçbir şey olmamış gibi çantanı alıp "Tamam, o zaman biraz hızlı yürüyelim" dedin.
işte o an hepimiz seninle ilgili önemli bir şey öğrendik: Dünyanın sonu gelse muhtemelen önce bir kahve içip sonra çözüm ararsın.
Ama komik anıların kadar, insanın seni gerçekten tanımasını sağlayan başka anılar da var.
Bir akşam herkes dağıldıktan sonra benim moralimin hiç iyi olmadığını fark etmiştin. Sana hiçbir şey anlatmamıştım. Sadece normalden biraz daha sessizdim. Herkes gittikten sonra yanıma gelip "Bir şey var ama anlatmak istemiyorsan da sorun değil" demiştin. Sonra oturup yaklaşık iki saat boyunca konuştuk. Bana hayatımı değiştirecek büyük cümleler kurmadın. Sadece dinledin.
Ertesi sabah da hiçbir şey söylemeden mesaj attın.
"Bugün nasıl gidiyor?"
Sadece 3 kelimeydi.
Ama bazı insanların hayatınızda neden özel bir yeri olduğunu anlamak için bundan fazlasına gerek yok.
Çünkü sen insanları gerçekten dinliyorsun.
Birinin sana anlattığı küçük bir ayrıntıyı aylar sonra hatırlıyorsun. Bir arkadaşının önemli bir günü varsa aklında tutuyorsun. insanların yüzündeki küçücük değişikliklerden bir şeylerin ters gittiğini anlayabiliyorsun. Ve en önemlisi, yaptığın iyilikleri hatırlatmak gibi bir ihtiyacın yok.
Bir keresinde doğum günümde kimseye söylemediğim, çocukluğumdan beri sevdiğim bir tatlıdan getirmiştin. Nereden öğrendiğini sorduğumda "Bir ara söylemiştin" dedin. Ben o konuşmayı bile hatırlamıyordum. Sen hatırlıyordun.
insan bazen böyle küçük şeylerle anlıyor karşısındaki insanın değerini.
Senin yanında insan kendini açıklamak zorunda hissetmiyor. Olduğu gibi olabiliyor. Saçmalayabiliyor, susabiliyor, gülebiliyor, hatta bazen hiçbir şey söylemeden oturabiliyor. Çünkü seninle kurulan bağın sürekli bir şeylere ihtiyaç duymadığını hissediyorsun.
Tabii seni överken kusurlarından bahsetmemek de haksızlık olur.
Mesela yön duygun.
Bunun bilimsel olarak nasıl mümkün olduğunu hâlâ çözemedim.
Bir keresinde iki saat boyunca gittiğimiz yolu bize "kestirme" diye anlatmıştın. Sonunda başladığımız yere yaklaşık üç kilometre uzaklıkta olduğumuzu fark ettik. Daha da kötüsü, telefonundaki navigasyon açık olduğu halde onu takip etmiyordun. "Ben haritaya bakarak değil, çevreye bakarak yön buluyorum" demiştin.
Çevre de seni bulamamıştı.
Ama seni tanıyan herkes bilir ki böyle anlarda bile kızmak mümkün değil. Çünkü birkaç dakika sonra söylediğin herhangi bir şey herkesi güldürüyor ve bütün mesele unutuluyor.
Belki de senin en güzel özelliklerinden biri bu: insanların hayatını ağırlaştırmıyorsun.
Hayat zaten yeterince ciddi. Yeterince stres, yeterince sorumluluk, yeterince problem var. Sen ise insanların yanında biraz olsun nefes alabilecekleri bir alan yaratıyorsun.
Bazen bir kahkaha ile.
Bazen saçma bir hikâyeyle.
Bazen sadece "Boş ver, hallederiz" diyerek.
Ve garip bir şekilde gerçekten de hallediliyor.
Seni tanıdıkça fark ettiğim bir başka şey de, sahip olduğun başarılarla insanlığını birbirinden ayırabilmen. Birçok insan bir şeyler başardıkça değişir. Kendini daha önemli görmeye başlar. Sen ise tam tersine, ne kadar ilerlersen ilerle, insanlara karşı aynı sıcaklığını koruyorsun.
Bir gün birlikte otururken gelecekle ilgili konuşuyorduk. Herkes kendisi için büyük planlardan bahsediyordu. Sen bir noktada sustun ve "Ben sadece geriye baktığımda iyi bir hayat yaşamışım demek istiyorum" dedin.
O cümle bende kaldı.
Çünkü aslında seni anlatan şey tam olarak bu.
Sen sadece başarılı olmak isteyen biri değilsin. iyi bir hayat yaşamak istiyorsun. Ve bunun içine başarı kadar arkadaşlarını, aileni, anılarını, kahkahalarını ve insanların hayatında bıraktığın izleri de koyuyorsun.
Belki bir gün yıllar sonra hepimiz başka şehirlerde olacağız. Herkes başka işlerde çalışacak, başka insanlarla tanışacak, hayat bambaşka yerlere sürükleyecek bizi. Belki bugün bize çok önemli gelen bazı şeyleri tamamen unutacağız.
Ama eminim ki bazı anılar kalacak.
O cumartesi günü.
Yanlış yola sapıp saatlerce kaybolduğumuz gece.
Toplantıya geç kaldığımız o sabah.
Bir masanın etrafında saatlerce oturup dünyanın bütün sorunlarını çözdüğümüzü sandığımız akşam.
Ve hiçbirimizin özellikle planlamadığı halde en güzel anılara dönüşen bütün o küçük günler.
insanların hayatındaki yerimizi bazen yaptığımız büyük şeyler belirlemiyor. Birlikte geçirdiğimiz küçük anlar belirliyor.
Sen de benim hayatımda böyle bir iz bıraktın.
Seni birkaç güzel sıfatla anlatmak mümkün değil. Zeki olduğunu söylemek yetmez. Komik olduğunu söylemek yetmez. iyi kalpli olduğunu söylemek yetmez. Güvenilir olduğunu söylemek yetmez.
Çünkü mesele bunların tek tek sende bulunması değil.
Mesele hepsinin aynı insanda bulunması.
Ve belki de sana söyleyebileceğim en güzel şey şu:
Seninle tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Çünkü hayat boyunca yüzlerce, binlerce insanla karşılaşıyoruz. Bazılarıyla birkaç dakika konuşuyoruz, bazılarıyla birkaç yıl geçiriyoruz. Çok azı ise hayatımızın hikâyesine gerçekten dahil oluyor.
Sen o az sayıdaki insanlardan birisin.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, seni hatırlarken sadece yaptıklarını değil, seninle birlikte nasıl hissettiğimi hatırlayacağım.
Güldüğümüz şeyleri.
Saçmaladığımız geceleri.
Ciddileşip birbirimize gerçekten kulak verdiğimiz konuşmaları.
Hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan saatlerce oturduğumuz akşamları.
Ve en önemlisi, hayatın iyi veya kötü olduğu fark etmeksizin, senin hep aynı insan olmanı.
iyi ki seni tanımışım.
iyi ki o ilk karşılaşma olmuş.
iyi ki o kadar çok saçma karar vermişiz.
iyi ki bütün o anlamsız konuşmaları yapmışız.
Çünkü şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki, hayatı güzel yapan şeylerin çoğu aslında o anda ne kadar önemli olduklarını fark etmediğimiz şeylermiş.
Ve sen, farkında olmadan, o güzel şeylerin büyük bir kısmının içinde olmuşsun.
Bazı insanlar hayatımıza girer.
Bazıları ise hayatımızın bir parçası haline gelir.