''Tarafsız, kimliksiz, fikirsiz, renksiz değiliz.
Büyük Doğu-ibda fikriyatına bağlıyız ve “en küçük çaplarda bile doğru politika” ilkesi gereği bir yayın organının “nasıl”ını göstermek, işlevini yerine getirmek, “Kâim ve Dâim” olmak amacındayız!
Toplumun genel fikir çerçevesine Büyük Doğu’yu yerleştirmek için önce “yeni bir dünya görüşü ve bunun taraftarlarınca özümlenmesi” ve sonra siyasî davranışa yönelme ve yöneltme amacındayız!
Çünkü, islami bir şuurlanma ve hadiselere doğru tepki verme, siyasî anlayışın içinde doğar.
Siyasî şuur ve siyasî tavır; ideolocyanın görünüşü ve canlılığıdır...
Sistem şuuru ve sistemin şuuruyla siyaset. Siyasî tavrımızı borçlu olduğumuz sistem (BD-iBDA), bu sistemin şuuruyla eşya ve hadiseleri değerlendirmek, siyasî, içtimaî, iktisadî, askerî vs. hiç biri ihmal edilemez hayatın her alanında.
“iktidar için fikir!” değil, “fikir için iktidar!”
Fikir için vasıta-gazete, dergi vs... Vasıta için rastgele fikir değil.
Dolayısıyla, medya içinde yer edinmeye bakan diğer gazete ve dergilerle farkımız budur.
Bizim böyle bir derdimiz yoktur.
(...)
Üstad Necip Fazıl’ın şu vasiyetine sımsıkı bağlıyız: “Allah dostlarını ve Allah düşmanlarını unutmayınız! Hele Allah düşmanlarını...” Düşmana buğz dahi etmeyen yani düşmanı da olmayan imanını yitirmiştir.
Şeriat ölçüsü böyle ve Üstadın şu noktalaması: “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın; / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..”
Aksiyona (ibdacılığa) zıt bir seciye: Nefsimize mazerette çok bonkörüz ve müthiş bir zaman israfı içindeyiz. Aksiyonumuz, zaman denilen canavardan çaldıklarımızdır, kârımızdır, imanımızdır. Yoksa zaman gelip geçiyor.
Necip Fazıl’ın çilesini çektiği dava: “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” diyen bir gençlik.
Düzenin dişlilerinde bir cıvata olmayı kabul etmemek: Ya teslimiyet, ya isyan!
Bu davanın eriyiz, eri olmaya talibiz!
Tek kelimeyle akıncıyız vesselam...''