Dostoyevski’nin edebiyat dünyasına bıraktığı, ucu bucağı görünmeyen o devasa anıt. Sadece bir aile trajedisi ya da bir baba cinayeti hikayesi değil; insan ruhunun en karanlık dehlizlerinde meşaleyle yürüyüşe çıkmaktır bu kitap.
Dimitri’nin tutkulu ve dizginlenemeyen şehveti, ivan’ın insanı çıldırtan nihilist rasyonalizmi ve Alyoşa’nın tüm bu pisliğin ortasında parıldayan saf inancı… Aslında bu üç kardeş, tek bir insanın içindeki o ezeli çatışmanın vücut bulmuş halidir: Et, akıl ve ruh.
Kitabın tam ortasında yer alan "Büyük Engizisyoncu" bölümü ise tek başına bir başyapıttır ve din, özgür irade, otorite üzerine yazılmış en sarsıcı metinlerden biridir.
Okurken insanı yoran, ruhunu hırpalayan ama bitirdiğinizde dünyaya ve içinizdeki "insan"a bakışınızı sonsuza dek değiştiren bir tuğla. Dünyadan göçmeden önce mutlaka geçilmesi gereken bir zihinsel eşik.