''250 yaşındasın ama..
Her savaşa girme. Her hikayeyi kendininki sanma. Kuralları yalnızca işine geldiğinde sevme. Kaybetmeyi öğren. Kendini ormandan büyük sanma.
250 yıllık bir ağacı uzaktan gördüğünüzde önce boyuna bakarsınız. Yaklaştıkça sizi sessizliğiyle büyüler. Kendini kanıtlamak zorunda değildir. Kimin daha uzun, daha gösterişli ya da daha hızlı büyüdüğüyle ilgilenmez. Kalıcılık gösterişten daha değerlidir. 250 yıllık bir ağacın gövdesi kusursuz değildir. Üzerinde yıldırım izleri vardır. Kopmuş dalların bıraktığı yaralar, kabuğunda kapanmış çatlaklar, yılların açtığı oyuklar. O oyuklarda kuşlar yuva yapar, böcekler yaşar, başka canlılar barınır. Kendi yaraları, başkalarının hayatına dönüşür. En güçlü yanı dalları değildir. Kökleridir. Dallar gökyüzüne uzanır, ama kökler toprağın karanlığında çalışır. Kimse onları görmez. Oysa ağacı ayakta tutan görünmeyen kısmıdır. 250 yıllık bir ağaç fırtınadan korkmaz. Çünkü hiçbir fırtınanın sonsuza kadar sürmediğini bilir. Rüzgâr çıktığında kırılmamak için biraz eğilir. Eğilmeyi zayıflık saymaz. Tam tersine, ayakta kalmanın direnmekten değil, esneyebilmekten geçtiğini öğrenmiştir. Altındaki gölge kendisinden daha kıymetlidir. 250 yaşındaki bir ağacın derdi daha yükseğe uzanmak değil, daha derine kök salmaktır.''