yahuda iskariyot

entry5 galeri
    5.
  1. tarihin en klasik “işte böyle bir hikaye yazalım” rollerinden biri. isa’nın on ikisinden kariyotlu yahuda, ya da işkaryot. lakabı keriyot kasabasından da gelebilir, “hançerli” anlamındaki sicarius’tan da, fark etmez. sonuçta adamın üzerine “hain” etiketi daha en baştan yapıştırılmış. otuz gümüşe satıyor efendisini. otuz gümüş… o devirde ne kadar ediyor bilmiyorum, belki bir iki eşek, belki bir tarla parçası. bugün bir çift ayakkabı fiyatına satılan sadakatler varken komik bile geliyor.

    gethsemane’de o gece, meşaleler, kalabalık, dudaklar değiyor. tam temas anında her şey bitiyor. öpücük değil, nokta. öbürleri hâlâ “ben miyim?” diye etrafa bakınırken, bu adamın rolü çok net: hikaye buradan çark edecek. çark ediyor da. çünkü her büyük masalda bir yahuda lazım. yoksa ne çarmıh, ne diriliş, ne de iki bin yıllık kurgu… hepsi bu satışa bağlı. adam resmen senaryoyu kurtarıyor. pişmanlık kısmı da cabası. paraları fırlatıp ipi boynuna geçiriyor, incir ağacına asılıyor, klasik son. bağırsaklar dışarı, beden üç gün sarkıyor, sonra da işte cehennem filan. teologlar hâlâ “özgür irade miydi, yoksa senaryonun mecburi piyonu muydu” diye tartışadursun.

    insanlık hali diyoruz ya, güvenilen birini ucuza teslim etmek. yahuda hikayesi bunu en çıplak, en hesaplı haliyle sergilemiş. gerisi o büyük anlatının ihtiyacı. bir kötülük lazım ki iyilik parlasın, bir ihanet lazım ki “bizi sattılar” edebiyatı devam etsin. masal böyle yürüyor işte. adamın adı da asırlar boyu “en büyük hain” diye anılıyor, çünkü hikayenin devam etmesi için birine bu rol biçilmiş. zira onsuz ne aziz ne günahkâr, ne vaaz ne itiraf kutusu. gerisi laf. evet, otuz gümüşe değişilen bir şey. ucuzmuş gibi duruyor, ama asıl komedi o paranın hâlâ konuşuluyor olması.
    4 ...